BİR DOLAR !

Rusya ile her yakınlaşma darbe üretir !

Bu ülkenin darbeler tarihini inceleyin, her darbenin hemen öncesinde mutlaka Rusya ile bir yakınlaşma dönemi yaşandığını görürsünüz. Darbe ya başarılı olmuştur ya da sadece muhtıra düzeyinde tutularak o dönemin hükümetine ayar vermekle kalmıştır… Ama öyle ya da böyle mutlaka nihai amacına ulaşmıştır. Lakin organizatör hiç değişmemiştir…

Türkiye, ABD için vazgeçilmez öneme sahip ve kontrolünün kaybedilmesi kendisi bakımından kabul edilemeyecek derecede riskli bir ülkedir. Sadece iki bilgi verip hemen geçeceğim…

Yıl 1947 ! Türkiye, Truman doktrini kapsamında ABD ile Marshall yardımı anlaşması imzalar… Bu anlaşmanın hemen sonrasında ABD başkanı Truman Harvard Üniversitesinde tarihi bir konuşma yapar… Başkanın bir cümlesini aynen yazalım “artık ABD’nin sınırları doğuda Kars ve Ardahan’dan başlamaktadır” !

Yıl 1960 ! Türkiye’de 27 Mayıs darbesi yapılmıştır… Hemen sonrasında ABD’de “ABD’nin Türkiye Politikası” konulu Ulusal Güvenlik Raporu hazırlanır… Bu raporda “Türkiye’nin ABD çizgisi dışına çıkmasının ve Rusya’yla bağımsız ilişki geliştirmesinin mutlaka önüne geçilmesi” önemle belirtilir ! Bundan sonra iş hiçbir şekilde şansa bırakılmayacaktır !

Daha yazmaya gerek var mı ? ( Daha da merak edenler “O RUS BU !” başlıklı yazıyı okuyabilirler https://erdenucuncuoglu.net/o-rus-bu/ )

Marshall yardım anlaşmasının hibe, kredi, makine, silah, teçhizat gibi ıvır kıvır kısmını geçelim… Bunlar o anlaşmanın esasında ne kadar dostane bir anlaşma olduğunu, artık ABD’nin sımsıcacık kanatları altında ne denli huzurlu yaşanılacağını topluma yedirmek için oltanın ucuna takılmış yemlerdir… Zira o dönemde Türkiye… İkinci Dünya Savaşına girmediği için tüm Avrupa’da ekonomisi en güçlü olan ülkedir ! Onlara hammadde ile tarım ürünleri ihraç etmekte ayrıca kasasında 245 milyon dolarlık döviz ve altın bulunmaktadır ! Bu miktar 1940’lar için ciddi bir servettir..

Yem kısmını bir kalem geçersek… Bu anlaşmanın en çarpıcı bölümü “karşılıklı personel değişimi” öngören bölümdür ! Çünkü yardımın (!) büyüğü bu bölümdedir… Görüntüye göre Türkiye ile ABD arasında karşılıklı personel değişimi yapılacak, bizden oraya giden sivil ve askeri personel bilmedikleri çok şey öğrenip geri gelecek… Dahası, oradan buraya gelen ABD’liler de buradaki personeli yerinde eğitecek, onlara bilmedikleri çok şeyler öğretecek ve yol gösterecektir ! Çok dostane ve sımsıcacık bu bölümün alt yazısı şudur… Senin ülkenin içerisine meşru yoldan ajan yerleştirip orada tüm faaliyetlerimi yasal yoldan yürüteceğim !

Adnan Menderes’in asıldığı 1960 darbesini yapan 38 subayın tek ortak yönünü bilir misiniz ? Tümüne yakını personel değişimi kapsamında ABD’ye gidip eğitim alan ve orada bilmediği çok şey öğrenenlerdir ! Sımsıcak ve dostane…

Yıl 1971 tarih 12 Mart ! Asker muhtıra verir, hükümet düşer ! Görüntü başkadır ama asıl sebep son 7 – 8 yıldır Rusya’yla olan ilişkilerin zirve yapmasıdır. O kadar ki… İskenderun Demir Çelik, Seydişehir Alüminyum, Aliağa Rafinerisi gibi devasa yatırımlar Rusya’nın desteğiyle bu dönemde kurulmuştur…

1971 yılı günümüze uzanan yolun da başlangıcıdır… Şimdinin yani günümüzün Orgeneralleri o dönemin Harp Okulu öğrencileridir… Komutanlarının çoğu ise personel değişimi kapsamında ABD’de sımsıcak ve dostane eğitim almış olanlardır… TSK’daki kırılma yani “din” eksenli yapılanmanın temelleri de o dönemde atılmıştır… Örneğin, bugün darbe girişiminde elebaşı olarak adı geçen orgenerallerden biri o dönemin en gözde “inançlı” Harp Okulu öğrencilerinden sadece bir tanesidir !

Bir parantez açıp çok önemli bir şeyi daha not ederek hemen geçiyorum… Zira 1971 döneminin üzerinde çok durmak gerekiyor ama sizi de sıkmamak gerek…

Atatürkçülük ideolojisine en büyük zararı veren dönemdir 1971 ! O dönemin binbaşı / yarbay / albay kadrolarının çok büyük kısmı Atatürkçülüğü salt “komünizm düşmanlığı” ve “cumhuriyetçi muhafazakar” bir ideolojiye evirip indirgeyerek, takip eden kendi komuta dönemlerinde tüm TSK’ya da bu doktrini yerleştirmişlerdir… 1980 darbesinin orgeneral ve üst komuta kademesini oluşturan bu yapı sayesinde… Atatürkçülük artık bu coğrafyada cumhuriyetçi muhafazakar ve vesayetçi bir yapı olarak algılanacak… Devrimci, ilerici, çağdaşlaşmacı, halkçı, cumhuriyetçi, laik bir yapı olmaktan… Yani özünden ve bağlamından tamamen kopartılacaktır… Bu dönemin komuta kademesinin de sımsıcak ve dostane olduğunu söylemeye gerek var mı ?

Günahlarını almayalım… Sadece TSK değil elbette… Başta Milli Eğitim ve üniversiteler olmak üzere, istihbarat, güvenlik ve mülki idare yapısı da bu sımsıcak dostluk şemsiyesi altındaki personel değişiminden öncelikli olarak nasibini almıştır o dönemde… Özellikle 80 darbesinden sonra devlet kadrolarındaki “din” eksenli yapılanma, arkasına aldığı büyük rüzgarla şaha kalkacak… Liyakat temelli devlet yapılanması zaman içerisinde çökerek yerini tarikatçılık, adamcılık, eyyamcılık düzenine dayalı “ekip” anlayışına bırakacaktır…

Uzun yıllar bu tehlikeli kadrolaşma ve yapılanmaya dikkat çeken yazarlar, aydınlar ya öldürülecek ya sindirilecek… Bunların takipçisi olan Atatürkçü vatanseverler de iktidarlar ve destekçileri tarafından “ulusalcı, geri kafalı, vesayetçi, statükocu” olarak mimlenecektir… Toplumun o destekçi kesimi bu gün demokrasi (!) adına meydanlarda Türk bayrağı sallamaktadır… Ne mutlu !

Yukarıda yazdığım askeri doktrine göre çarpıtılmış, sulandırılmış ve özünden koparılmış biçimde öğrenip algılayan nesiller… Atatürkçülüğü “bizi yıkmak isteyen iç ve dış mihraklara karşı cumhuriyetin muhafazasının şanlı Türk Ordusuna ait olduğu” bir felsefe olarak belleyecek… Ortaya çıkan her irticai durumda “ordu neden bir şey yapmıyor” diye heveslenip ümitlenirken… Bir yandan uyuşacak, kendi eylem kabiliyetini yitirecek ve sinecektir… Atatürkçü kimliğinin duyarlılığını salt CHP’ye oy vererek tatmin edip “gereğini yaptığını” sanan bu insan seli, kendi bağlamından koparak karşı taraftan oy devşireceğini sanan ileri ve yeni CHP yönetim dönemlerinde… Artık hiçbir zaman iktidar yüzü göremeyecektir… Çünkü, unutulmuş olan gerçek Atatürkçülüğe göre cumhuriyetin bekçisi ordu değil bizzat Türk Gençliğidir !

Kapatasım gelmedi ama parantez çok fazla açık kaldı… Mecburen kapatıyorum !

Son dönem Rusya yakınlaşmasıyla ilgili birkaç örnek verelim…

2008 yılı komşularla iyi ilişkiler ve Rusya’yla yakınlaşma adımlarının yeniden atılmaya başlandığı bir dönemdir ve ordunun vatansever Atatürkçü kadrosu tarafından da desteklenir… Sonuç ergenekon, balyoz, eldiven, sarıkız…

2013 yılı… Erdoğan AB ve ABD’yi kastederek “bunlara ihtiyacımız yok, biz de Şangay Beşlisine gireriz” der… Şangay beşlisi demek Rusya demektir… ABD başkanı beyzbol sopası sallar… Arkasından 17 / 25 aralık olayları…

2015 yılı… Her nasılsa işler Rusya’yla hala iyi gitmektedir… Ve Rusya artık Suriye’de aktif rol üstlenmiştir… Öyle ki doğacak olası bir ittifak ABD için vahim bir sonuca sebep verebilecektir… Ne olursa olur ve Rus uçağı TSK tarafından düşürülür… İlişkiler buz keser… Memnun olan tek taraf ABD’dir…

Yıl 2016… Rusya’dan özür dileriz ve ilişkiler derhal yeniden başlar… Ama 15 Temmuz akşamı ! Malum…

Darbelerin, kalkışmaların, kargaşaların arkasındaki gerçek aktörü ben söylemiyorum tarih söylüyor ! Ve Türkiye Cumhuriyetinin bakanı diyor ki “Obama’nın darbeyi kendi adını bildiği kadar bildiğinden eminim” !

Neden üzerlerinden “bir dolar” çıkıyor sanıyorsunuz ? Sizce bir dolar karşılığında mı tüm bunları yaptılar ? Bir dolara mı satıldık yani ? Yoksa o bir dolar biat edilen gerçek yerin neresi olduğunu mu işaret ediyor ?

İmamlarımız, vaizlerimiz lütfen alınmasın ! Arkasında bu denli muazzam bir güç olmadan, ilkokul mezunu bir imamın böyle bir örgüt kurma ihtimali nedir sizce ? Asıl organizatör tarafından seçilmiş ve yatırıma değer bulunmuş bir kişi etrafında kurulup örgütlenmiş olan bu yapının temellerini ve gelişimini son kırk yılda bulursunuz… Tıpkı kendi öz geçmişi gibi… 1970’lerin başında İzmir’de Kestane Pazarı Kur’an Kursunu kuran Fetullah Gülen… 1999 yılından bu yana ABD’de yaşamaktadır !

Uluslar arası ilişkilerde bir ülkenin diğer bir ülkenin iç işlerine karşıması, onu terörize etmesi, oranın hukuki varlığı üzerinde tahakküm kurması açık bir “savaş ilanı” gerekçesidir ! Ancak aramızdaki sımsıcak dostluk gereği perde arkasındaki aktöre fazla dokunmadan, direkt FETÖ üzerinden yürümek zorundayız ! Ama hepimiz ne denilmek istendiğini anlıyoruz… FETÖ paravan bir maşadır ve onu kullanana el apaçık gözümüzün önünde durmaktadır… Tıpkı PKK, PYD, IŞİD, dünün ASALA’sı ve onlarca diğerleri gibi… Gün gelecek ve tüm bunlara FETÖ tarafından sağlanan iç destek de ortaya çıkacaktır, hiç şaşırmayın…

Bu ülkenin mütedeyyin vatandaşlarının temiz talepleri adı altında din eksenli yapılanmaya verilen geniş tavizler önümüze hep “hesap sorulacak” büyük sorunlar çıkarttı… Ama bu ülkenin insanı hesap sormak değil, artık hesap sorulmasına gerek kalmayacak düzenin kurulmasını istiyor… Adı LAİK DEMOKRATİK HUKUK DEVLETİ’dir ! Adı özüne, felsefesine ve gerçek değerlerine tam oturtulmuş ATATÜRKÇÜLÜK’tür.

Yaşadık ve gördük ! Bu ülkeden Atatürk’ü boşaltmaya çalışırsanız…

Birileri gelir öyle BİR DOLAR ki !

ERDEN ÜÇÜNCÜOĞLU

 

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir