CHP İZMİR !

 

Yok… İsimler üzerinden gitmeyeceğim. Öncelikle herkesin en çok merak ettiği sorunun cevabını en baştan vereyim. CHP her şeye rağmen İzmir’i kazanır mı ? Evet, her şeye (!) rağmen kazanır ! Ama bu kazanç ne bugünkü adıyla yeni (!) CHP’nin gücünden ne de sanıldığı gibi İzmir’in CHP’nin kalesi olmasından kaynaklanmaz. Türkiye’deki mevcut kurulu düzenin işleyişinin buna dayalı olmasından kaynaklanır. Açacağım…

Her siyasi partinin bir amiral gemisi vardır… Ve biliyoruz ki amiral gemisi batırılan her parti kısa sürede ömrünü tüketir. Atatürkçülük ve Cumhuriyet değerleriyle özdeşleşen İzmir de aslen tam anlamıyla öyle olmamasına rağmen CHP’nin amiral gemisi olarak kabul edilir ve… İzmir’in elden gitmesi yeni (!) CHP’nin tartışmasız tükenişidir. Bu hepimizin hemfikir olduğu kesin sonuçtur !

Ne var ki CHP’nin bu biçimde tüketilmesi mevcut kurulu sistemin ve itibarıyla AKP’nin hiç işine gelmez. Anlatayım…

Totaliter tek parti rejimi ile yaftalanmak istemeyip… Demokratik sistem imgelemesi için bir muhalefete ihtiyaç duyan iktidar partisi AKP, Kılıçdaroğlu dönemiyle birlikte tam olarak kontrol altına aldığı böyle bir muhalefet partisini bir daha rüyasında bile göremez. Çöken CHP’nin yerine uzun erimde ortaya çıkması muhtemel yeni muhalefeti de bu biçimde kontrol altına almak büyük enerji ve zaman kaybıdır. Bu belirsizlik yerine halihazırda elde tutulan ve amacına uygun iş yapan aleti kullanmak daha kolay ve mantıklıdır.

Yeni (!) CHP’nin varlığını devam ettirmesi için lazım gelen ikinci gerekçe ise çok daha vahimdir. Toplumun büyük bir kesimi bilip konuşmaktadır ki yeni (!) CHP gitgide çok daha koyu bir kimlikçilik siyasetiyle Alevi ve Kürt partisi haline gelmiştir. Özünde ırk ve mezhep temelli siyasete karşı durduğu izlenimi veren yeni CHP, aslında tam da bu siyaset sistemine yaslanmaktadır. BOP sürecinde Irak ve Suriye’yi parçalayan dönüşüm de aynen bu şekilde ırk ve özellikle mezhep temelli olarak kurgulanmıştır. Türkiye’de de Sünni Müslüman Türk partisiyle Alevi ve Kürt partisi ayrımının AKP + MHP ile yeni CHP üzerinden kurgulandığı dikkatle izlenmelidir. Şimdilik “ortak aklımız” bu ayrımı çok fazla benimsemese ve henüz keskin hatlı net bir yarılma görülmese de bazı güçlerin bunu sistematik olarak diretecekleri ve orta vade bir program ile projelendirecekleri ihtimalini gözden kaçırmamamız gerekir. Bir projenin ürünü olarak göreve getirilen Kılıçdaroğlu’nun kendisini önce “memur Kemal” olarak tanıtıp parti delegasyonunda yeterli güce eriştikten sonra bu sefer kendisini “Dersimli Kemal” olarak tanımlamasını iyi okumak gerekir. Yeni CHP bizim sandığımız Atatürk CHP’si değildir !

Şu iki gerekçeden basitçe anlayacağımız gibi ülkede Kılıçdaroğlu’nun yeni CHP’si gibi bir partinin varlığı, hem iç hem de dış erkler için elzemdir. Bu sebeple çökertilmemesi, çökertilmemesi için de amiral gemisinin yani İzmir’in elden gitmemesi gerekir. Sonuçta yeni CHP ne yaparsa yapsın İzmir’i kazanacaktır. Buna güncel kamuoyu değerleriyle baktığımızda şu an için muhtemel farklı sonuçlar görebiliriz. Ancak “bugün seçim yapılsa” ölçümleri ilerleyen zaman içinde AKP ve Tayyip Erdoğan katkılarıyla ciddi şekilde değişecektir. Kamuoyu ölçümlerini ciddi şekilde etkilemekte son derece usta olan Erdoğan, zaman yaklaştıkça İzmir’in duyargalarına mahir dokunuşlar yaparak Kılıçdaroğlu ve yeni CHP’sine gerekli desteği sağlayacaktır. Zaten açıkladığı AKP İzmir adayı ile de elini göstermiş, burayı almak konusunda çok da ısrarcı olmadığını açık etmiştir.

2015 yılından bu yana Kılıçdaroğlu ile ilgili yazdığım her yazıda kendisini “eski genel başkan” diye tanımlarım. Çünkü kendisi onu koltukta tutan 1200 küsur delegenin bildik siyaset taktikleriyle kafakola aldığı 700 – 800 tanesinden başka hiç kimsenin genel başkanı değildir. Bir de ona hala genel başkanmış gibi davranan siyasi ikbal sahipleri vardır… Bunlar aslında onun CHP gibi bir partiye genel başkanlık yapacak çapta olmadığını bilmelerine rağmen, salt ikballeri için ona biat edenlerdir. Yanlışlıkları senden benden daha iyi bilir ama hiçbir zaman aleyhte hamle yapmazlar.

Arkasına sığındıkları gerekçeler son derece basma kalıptır; ne olduğu bilinmeyen “parti disiplini” varmış gibi gösterilen “siyasi terbiye” ya da “parti içi meselelerin kamuoyu önünde tartışılmaması” yahut “kol kırılır yen içinde kalır” misali abuk sabuk laflardan ibarettir gerekçeleri. Bunların tümü biat kültürünün egemen olduğu sağ siyaset alanına aittir, devrimci hayat görüşünde bu argümanlar en basit tabiriyle “yağcılık” olarak adlandırılır. En basitiyle !

Oysa Atatürk ilkelerinden biri olan “devrimciliği” benimseyen hiç kimse yanlışa biat etmez, yanlışı yıkar geçer ! Bu sebeple Kılıçdaroğlu gibilerle siyaset yaparken yanlışı görmesine rağmen o anda hamle üretmeyip günü döndüren her bir eski siyasetçi, geçmiş biatının bedelini ödemektedir ve ödeyecektir. Bugün aynını yapmaya devam edenlerin, son pişmanlığın hiç bir zaman fayda etmediğini görüp bunlardan ibret almaları gerekir.

Sonuç olarak yeni CHP’nin İzmir’i kazanacağı ortadadır. Ne var ki meçhul olan, ülke halkı olarak bu kontrollü muhalefet partisiyle elimizde ne kalacağıdır. Her fırsatta söylüyorum ki bu ülkede iktidar değil muhalefet sorunu vardır. Ve bu yeni CHP bir şekilde tekrar halkın eline geçmeden bu sorun çözülemez. İktidarın sonradan bin pişman olup sürekli başa döndüğü yanlışlıklara fren konulamaz. Hangi partiye oy vermiş olursak olalım hep ve her zaman kaybeden biz oluruz.

Bu ülkenin refahı için yeni bir Atatürk’e değil yeniden Atatürk CHP’sine ihtiyaç vardır. Yeni (!) CHP’nin temizlenip, kendisine Atatürk’çü süsü veren siyaset pazarlamacılarından arındırılması ancak gerçek Atatürk devrimcilerinin işidir. Ne var ki önemli olan onların artık ayılmasıdır…

Yoksa İzmir’i almak iş değildir !

ERDEN ÜÇÜNCÜOĞLU

 

IT THE FUCK

 

Uyduruk İngilizce “term”leri konuşma aralarına “insert” edince böyle daha “cool” oluyor. Yoksa başlığın kötü bir manası yok, alt yazı lisanıyla çevirince “o kahrolası şey” ya da “o lanet olası şey” falan demek aslında.

Eskiden koalisyonlar vardı… Herkes bileğinin hakkıyla önce seçime girerdi. Kazanan kazanır elenen elenirdi. Sonra kazananlardan birisi eğer tek başına iktidar olamıyorsa, diğerleriyle bir dayanışma arayışına girer bir ya da bir Continue reading

 

SARI YELEK !

 

Fransızcada “ölümü gösterip sıtmaya razı etmek” diye bir atasözü var mıdır ? Bilmiyorum. Eğer yoksa da kendi atalarının ayıbıdır. Hamdolsun… Bizde var !

Atalarının bu vurdum duymazlığından ötürü adamlar belli ki zam yapmayı bile beceremiyorlar, eline yüzüne bulaştırıyorlar. Sen çıkıp aylar öncesinden benzine mazota yapacağın zammı açıklayacaksın, hangi tarihte yürürlüğe koyacağını belli edeceksin… Sonra da çevreci politikaların falan arkasına sığınacaksın. Millet de boş duracak. Yok öyle yağma ! Eğer öyle yağma varsa… Halk da böyle sarı yeleği sırtına geçirip ayaklanır, sana yağmanın kralını gösterir. Sonra geri adım attırıp tükürdüğünü yalatır.

Continue reading

 

ANDIMIZ, TÜRKÇE EZAN, FESLİ KADİR VB…

 

Geçenlerde Beşiktaşlı bir arkadaşımla sohbet ediyoruz “böyle giderse şampiyon olmamız çok zor” dedi. Ben de “çok önemli mi ?” diye sordum, “elbette futbolun başka ne hedefi olabilir ki ?” diye cevapladı. Ona göre her hafta oynanan oyunun öyle ya da böyle mutlak galibiyet getirmesi ve sonuçta kupayı kaldıran tarafın hep kendileri olması gerek ! Oyunun bundan başka hiçbir zevki yok !

Continue reading

 

SAVCILIĞIN TALİMATIYLA SALIVERİLDİ !

 

Şu haberi okumaktan bıktık usandık bu ülkede artık “karakolda alınan ifadesinden sonra savcılığın talimatıyla salıverildi” !

Kim bu “salıverilen” ? Taciz eden, tehdit eden, küfür eden, darp eden, basitçe (!) yaralayan, havaya ateş açan, kadına şiddet uygulayan, kamu düzenini bozan, huzur kaçıran, her ne haltsa “taksirli suç işleyen” ! Sözün özü, kendini yiğit sanan ama güvenini arabasının koltuk altından çıkardığı Continue reading