GEREK-tik-ÇE !

 

Çok gerektikçe… Hukuksuzluğa bile hukuki bir gerekçe uydurmak zorunlu hale geliyor. Bu zorlamanın sebebi öyle ya da böyle “hukukun içinde kalındığı” algısının sürdürülebilmesidir. Buna da şükür… Nitekim, artık bunun bir tık ötesi “ben öyle istedim” denilip sığınılacak bir hukuka dahi ihtiyaç kalmadığı bir düzene açıkça geçilmesidir.

Kolay getirilmediğimiz bu düzeni aslında tontona borçluyuz. Her ülke egemenlerinin hukuku esnetme girişimi hep olmuştur, elbet bizim tarihimizde de sayısız örnek vardır. Gelgelelim hiç kimse esnetme aşamasını geçip direkt olarak ve göstere göstere hukuku delmeye çok cesaret edememiştir. Oysa herkesin rahmet ve minnetle andığı, güç zehirlenmesine tutulmuş olan Özal ayan beyan “Anayasayı bir kez delmekle bir şey olmaz” diyerek onu direkt orta yerinden oymuş ve ileride zihniyet takipçilerinin yapacağı tüm hukuksuzlukları meşrulaştıracak bir dönemi başlatmıştır. Kendisini bir kez daha anıyoruz !

Özallı dönemlerle başlayıp inatla sürdürülen politikaların bizi getirdiği nokta hepimizce malum. Sürekli değişen ve kalitesizleşen eğitim politikaları, medyanın insanları maymuna çevirmesi, ekonomik darboğazlar, kaybolan değerler, yitip giden ideolojiler, paranın tanrısallaşması, çalışma kültürünün kaybolması, üretimin çökmesi, saçma sapan yargı kararları, bağlamından kopartılmış bozuk milliyetçilik anlayışı, dinmiş gibi öğretilen insan kurgusu bozuk inanç sistemleri… Bu ülke insanını yarı tımarhanelik hale getirdi.

Artık hepimiz yarı deli yarı akıllı olduğumuza göre gelin ağlanacak halimize biraz gülelim…

Okumaya devam et “GEREK-tik-ÇE !”

 

SOĞUK DEMİRİ KIZDIRMAK !

 

Hoş çok da soğumamıştı ama, bir soğutulası vardı sanki kızgın demirin… Gelgelelim işin içine iş girdi !

Biliyorsunuz… İstanbul seçimlerinin yenilenme kararı YSK tarafından 6 Mayıs tarihinde alındı. Ondan bir hafta önce 30 Nisan tarihindeki “Sipariş Yumruk ve Ötesi” başlıklı yazımızda Erdoğan’ın yönünü mecburen yine ABD’ye çevirdiğini – daha doğrusu çevirtildiğini – özetleyerek karşılığını şöyle bağlamışız;

“Sonuçta… Tüm bunların bir de ekonomik ve / veya siyasi bir ödülü olması gerekir. Çok zor olsa da iç siyasette İstanbul seçimlerinin yenilenmesi, dış ekonomik ilişkilerde parlayan günlerin gelmesi beklenebilir. Erdoğan için çok fazla daraltılan kemerler biraz gevşeyebilir”

Her iki tahminimiz de tuttu ve hem siyasi hem de ekonomik ödül şimdilik (!) alındı… Bu “şimdilik” kelimesinin altını özellikle çiziyorum, çünkü vaatlerde esneme ya da cayma olduğu takdirde şimdilik verilmiş gibi görünen bu ödüller bir anda bambaşka bir kabusun başlangıcı olarak da kullanılabilir !

Birincisi siyasi ödül ! Bırakın “çok zorlama”yı… Akıl hafsal almayacak bir kararla İstanbul seçimleri öyle ya da böyle yenilendi. Bu ödülün devamına dair de bir söz var mı şimdilik (!) bilemiyoruz, göreceğiz. Neticede, hepimizin bildiği gibi Türkiye’de seçimler sandıkta değil YSK’da bitiyor !

İkincisi ekonomik ödül ! Bugün ABD bizden ithal edeceği demir çelik ürünlerine uyguladığı vergileri % 50 indirdiğini açıkladı. Diğer taraftan iç ve dış tüm ekonomik gelişmelere göre yükselmesi beklenen dolar kuru, hayret uyandıracak şekilde 6 bandında neredeyse sabitlendi. Ekonomistlerin tüm beklentilerine ve bilimsel ölçümlerine göre artması gereken dolar bir türlü artamıyor, hatta gün be gün gevşiyor. Sebebini herkes Rusya ile yapılan S 400 anlaşmasının iptal edilmiş ya da en kötü ihtimalle 1 yıl ertelenmiş Okumaya devam et “SOĞUK DEMİRİ KIZDIRMAK !”

 

ERDOĞAN TABUSU YIKILIYOR MU ?

 

Kabul etmeliyiz ki toplumun çok geniş bir kısmı için Erdoğan sade bir seçenek değil bir tabudur ! Ulaşılması olanaksız, dokunulması imkansız, dil uzatılması yasak olan bu tabulaşmaya ancak meşakkatli adımlar atılarak uzun erimli bir süreçle ulaşılır ve… Bazı seçilmişler (!) hariç herkese nasip olmaz !

Bir kere mutlaka ölümden dönmeniz gerekir… Çok acılar çekmiş ama yılmamış olmanız, düşmanlarınızın sizi yok etmeye çalışmasına rağmen hiçbir zaman becerememeleri, ezeli rakiplerinizin size diz çökmesi ve hatta akılları başına gelip saflarınıza katılması, uçamıyor olmanıza rağmen birilerinin sizi uçuyormuş gibi göstermesi ve… İlahi bir nizamın kendisini muhafaza etmek için sizi seçtiği kutsanmış bir varlık olmanız gerekir.

Bunun karşılığında sadece ulaşılamaz, dokunulamaz ve dil uzatılamaz olarak kalmazsınız. Olası her başarısızlığınız sonucunda, sizi kutsayan kitle sizi olayın sebebi değil mağduru olarak görür. Öyle ya… İnançları temelinden sarsılmaması için seçimlerine sahip çıkmak zorunda kalan bu kitleye göre siz bilerek hata yapamayacağınızdan… Olsa olsa kandırılmış olabilirsiniz ! Herkes hiç sorgulamadığı inançlarına doğası gereği sonuna kadar sahip çıkar.

Bu durum, bir siyasi kişiliğe ya da bir siyasi sisteme dair öne süreceğiniz her türlü eleştirinin geniş bir kesim tarafından tabuya saldırı olarak algılanmasına yol açar. Hem gerçekleri eğip bükmeden hem de mayınlara basmadan işin özünü anlatabilmek çok zorlaşır. Konuşulması gerekenlerin konuşulamadığı, gerçeklerin dillendirilemediği korku egemen tabu diyarında… Aslen düşünce özgürlüğü ve sade vatandaşın devlet gücü karşısındaki aczini gözetip kollamakla yükümlü olan güvenlik ve yargı sisteminin de “rejimi kollama” doktrinini benimsemesiyle iş daha da büyük bir çıkmaza saplanır. Tabu, bulduğu geniş güç alanıyla kendi özel hukukunu oluşturmaya başlar.

Oysa düzen başka şekilde işler ve sonuçta bir gün tabu mutlak surette çözülmeye başlar… Bu çözülmenin sebebi yani çıkış noktası hiçbir zaman rakipten kaynaklanmaz ! Zira rakibiniz uzun erimli süreçte başka hiçbir iş üretmeyip sadece size dil uzatarak tabuyu desteklemiş ve güçlendirmiştir. Çözülmenin çıkış yeri içtedir. Yani, tabulaşma sürecinize katkı koyarak karşılığında kendi menfaatlerini doyumsuzca gözeten… Size diz çökmüş hatta aklı başına gelip de saflarınıza katılmış gibi yapan ezeli rakipleriniz Okumaya devam et “ERDOĞAN TABUSU YIKILIYOR MU ?”