ŞARBON LOBİSİ !

 

Şu Muharrem İnce gerçekten Allah’ın sevgili kuluymuş ! Eğer hasbelkader seçilseydi şu olup bitenin tümü kucağında kalacak, hem kendini tüketecek hem de sağ iktidarlara en az 75 yıl daha kullanabilecekleri malzeme çıkacaktı.

Düşünsenize… Ekonomi çöktü, enflasyon tavan yaptı, döviz kurları freni patlak bir kamyon gibi yokuş aşağı uçuyor… Eğitim zaten çökük. Sağlık deseniz devasa şehir hastaneleri inşaatlarından ve sağlık çalışanlarını sömürüp sosyal güvenlik sisteminden para hortumlayan özel hastanelerden ibaret.

Okumaya devam et “ŞARBON LOBİSİ !”

 

BİZ BOYLE KOMUTANLARLA VURUŞTUK UŞAĞUM !

 

O vakit babacığım henüz 10 yaşında bile olmadığına göre sene en fazla 1947 – 48 olsa gerek… Yaylada olduklarına göre de muhakkak “ot göçünden” yani Mayıs ayından sonrası.

Gümüşhane’nin güzelim Torul yaylalarından birisi… Babam ve üç dört arkadaşı ellerinde kişi başı üç beş mermi ve bir tüfekle yaylada atış talimi yaparlar. Otuz kırk metre öteye diktikleri bir konserve kutusunu vurmaya çalışırlarken arkalarından bir ses gelir “uşuğum oyle atılmaz” ! Dönüp bakarlar yaşlı bir amca… Tabakasını çıkarıp bir sigara sarar ve gidip konserve kutusunun yanına diker. Ellerindeki tüfeği alıp tek atışta sigarayı vurur. Sonra bunlara tüfeği nasıl tutacaklarını, nasıl nefes alıp nasıl nişan alacaklarını, nasıl atacaklarını öğretir…

Bizimkiler amcaya hayran sorarlar “amca tek mermiyle nasıl vurdun sigarayı, nereden öğrendin bunları” ? Amca gömleğinin düğmelerini açıp yenini sıyırır, mermi izlerinden harita gibi olmuş vücudunu gösterip “ha bunlar Hicaz’dan, bu Çanakkale’den, bunlar da İnönü ve Sakarya’dan…” ! Sonra “torunum” der… “hau tek fişek çok mühimdur, onu boşa atarsan gelur seni boyle vurur” !

Hiçbir şey kolay olmamıştı ! Amca tek atışta vurmayı vurularak öğrenmişti. O anlatır bizimkiler hayran hayran dinlerler…

Sakarya savaşı ! Mustafa Kemal Paşa emir vermiştir, ordular Sakarya’nın doğusuna çekilecektir. Asker bir yandan savaşın yılgınlığını, bir yandan geri çekilmenin moralsizliğini yaşamakta bir yandan da açlık ve susuzlukla baş etmeye çalışmaktadır… “acluğa zati aluşuğuz uşağum ama susuzluk fena” diye devam eder amca. Bir su kuyusuna rastlarlar, herkeste inanılmaz bir sevinç oluşur ama… Komutanlar suyun içilmesine izin vermezler ! Asker öfkelenir… Derken bir haber yayılır “paşa geliyormuş, paşa” ! Gelen İsmet Paşa’dır… Kuyunun başına gelir ve emir erine verdiği matarasını aşağı sallatıp su doldurtur. Bizim amca dahil bunu gören tüm askerler “su bitmesin diye komutanlar bize içirmedi, kuyuyu paşaya ve kendilerine sakladılar” diye homurdanır.

Şimdi burada duralım… Kareyi tam burada dondurduğunuzda İsmet İnönü askerini susuz bırakan, dahası askeri susuzluktan kırılırken kendisi onların gözüne bakarak doya doya, kana kana paşalar gibi (!) su içen alçak mı alçak, hain mi hain bir adamdır ! İşte yalan tarih böyle kurgulanır, gerçekler Okumaya devam et “BİZ BOYLE KOMUTANLARLA VURUŞTUK UŞAĞUM !”

 

DOLAR KURU, İRAN, VENEZÜELLA, ÇİN, PAPAZ VS !

 

İki ülke parasının birbiri karşısındaki değerini ifade eden “döviz kuru” zaten bir ucu içeride öbür ucu da dışarıda olan bir göstergedir. Yani ortada bir “dış gücün” olması öyle korkulacak bir şey değil aksine kavramın tanımı gereğidir. Dış güç daha kuvvetliyse durum sizin aleyhinize, iç güç daha kuvvetliyse lehinize gelişir. Bu kadar basittir.

Ulusal ya da uluslar arası düzlemde büyük para sahiplerinin kazançlarını arttırmak ya da koşulları lehlerine çevirmek için bir takım “lobiler” oluşturması küreselleşmiş ticaretin gerçeğidir. Bu ne şaşılacak ne de korkulacak bir şey değil aksine küreselleşmiş kapitalist sistemin ortaya çıkardığı doğal bir oluşumdur. Kimin lobisi daha güçlüyse koşullar onun lehinedir ve… Bu kadar basittir.

Yani her biri oyunun herkesçe bilinen, her daim konuşulup görüşülen doğal aktörleri… Dış güçler, dolar lobisi, faiz lobisi vs üzerinden yaratılan paranoyayla küresel ekonomik sistemle mücadeleden sonuç çıkmaz. Sadece ucuz iç siyaset malzemesi çıkar.

Gelin bu ucuz işleri bırakıp gerçekte ne olduğuna bakalım…

ABD ekonomisinin bel kemiği; kendi para birimi olan “doların” tüm dünyada egemen uluslar arası ortak para birimi olarak devamlılığına bağlıdır. Bu devamlılığın günümüzdeki yegane temeli “petrolün” tüm dünyada dolarla alınıp satılmasıdır. Dünyada petrol almayan ya da petrol satmayan ülke yoktur ! Velhasıl dünyada bilinen en stratejik emtia olan “petrol” diğer tüm emtianın şahı, dolar da petrolün şahıdır. Yani dolar aslında “petordolar” dır. Ve siz gece gündüz petrolün fiyatını belirleyen bu paraya sahipseniz tüm dünyadaki etki alanınız güneşin etki alanından daha fazladır !

Garibim ABD bu noktaya kolay gelmedi, ne çileler çekti ! Dünyanın bir ucundan öbür ucuna savaşlar kargaşalar çıkardı; etnik kökenlerine, dinlerine, mezheplerine göre insanları ayrıştırdı, birbirine kırdırdı. Tüm bunlar için silah ve para kaynağı sağladı, yüzlerce ülkede siyasetçi, devlet adamı besledi, rüşvet verdi, parsadan pay aktardı. Yoldan çıkana darbe yaptı, demokrasi (!) götürdü… Daha neler neler… Hiç bir şey kolay olmadı.

Gelgelelim şunun şurasında elli bilemedin altmış yıl öncesine kadar pek de değerli olmayan… Hatta kuyulardan petrol çıkartılırken kendiliğinden çıkan ve ilk zamanlar faydasız olduğu düşünülerek yakılarak imha edilen bir şey petrolü tehdit etmeye başladı; doğalgaz ! Elbette bir petrol değil çünkü petrol gibi yan ürünleri yok. Ancak bir enerji kaynağı olarak 1950’lerde kullanımı çok az olmasına rağmen günümüzde toplam enerji ihtiyacının nerdeyse dörtte biri doğalgazla karşılanmaya başladı.

ABD’nin elindeki doğalgaz miktarı dünyadaki hacmin %5’i bile değil. Dolayısıyla zavallı ABD’nin bu pazarı elindeki miktarla domine etmesi imkansız. Aksi gibi dünya toplam rezervinin çok büyük kısmına sahip olan  ve enerji pazarına ABD’den çok daha yakın olan ülkeler… Kolayca kontrol edilemeyen; Rusya, İran ve Katar ! Daha da kötüsü Rusya ve İran aynı zamanda inanılmaz ölçüde petrol rezervine de sahip. Dünyanın öbür tarafındaki en büyük petrol üreticilerinden biri de dev rezervleriyle Latin Amerika ülkesi Venezüella ! Sanırım ABD’nin karın ağrısının sebebi ortaya çıkmaya başlamıştır…

Okumaya devam et “DOLAR KURU, İRAN, VENEZÜELLA, ÇİN, PAPAZ VS !”

 

PAPAZI BULMAK !

 

ABD’nin ekonomik büyüklüğü 18 trilyon dolar, Türkiye’nin 0,72 trilyon dolar… Yani ABD’ninki bizimkinden 25 kat daha büyük !

Büyüklük değil fonksiyon önemlidir diyenler için başka pencereden bakalım; ABD tek başına Birleşmiş Milletler, NATO, Dünya Bankası, IMF ve dünya düzenini kontrol altında tutan daha bir çok örgütte belirleyici / lider konumda. Dünyanın en üstün vurucu askeri gücüne sahip. Savunma sanayi, tarım ve hayvancılık, iletişim, teknoloji, tıp, uzay gibi alanlarda dünyanın en önde gelen devletlerinden biri. Egemenlik sahasındaki ülkeleri kontrol altında tutabilecek en profesyonel gizli servis ağına sahip iki üç ülkeden birisi, belki de en iyisi. Sadece para ve enerji sömürgecisi değil… Aynı zamanda kurmuş olduğu akademik alt yapıyla dünyanın beyin gücünü de büyük ölçüde kendine çeken akıllı bir devlet. Özetle… Geleneklerine bağlı ve sürdürülebilir bir sistemin üzerinde, o sistemi sürekli güncelleyip modernize ederek gücünü koruyan büyük ve sömürgeci bir devlet !

ABD karşısında Türkiye’nin pozisyonunu yazacak değilim… Hoş ABD değil, kimin karşısına geçersek geçelim maalesef durum pek değişmeyecek. Sadece şunu söylemek yeterli olur sanırım; elinizdeki kibrit çöpüyle bir ayıyla mücadele etme ihtimaliniz yoktur ! Yani elinizdeki kibrit çöpünü sallayarak karşınızdaki ayının “yaptıklarının kabul edilebilir olmadığını” söylemekten ve aslında çok iyi dost olduğunuzu hatırlatmaktan öteye gidemezsiniz… Ayrıca, istediğiniz kadar bağırın ormanda sizin değil ayının sesi duyulur !

Kısır tartışmalara bakın… ABD, Türkiye’de bağımsız yargı olmasına rağmen nasıl müdahale edermiş, iki bakana uygulanan yaptırımın bir hükmü yokmuş, çok da kayda değer bir şey değilmiş, kınanırmış, misliyle karşılık verilirmiş vs vs… Bunların elbette hiçbir önemi yoktur. Sanki ABD bilmiyor mu bu kadarcığının hiç bir önemi olmadığını ? ABD’yi başında bir gerzek olan ve ciddi yönetim zaafı içerisine düşmüş bir devlet olarak görmek çok büyük bir hatadır.     

Önemli olan soru şudur; ABD’nin papaz bahanesiyle gitgide tırmandırdığı Okumaya devam et “PAPAZI BULMAK !”

 

İNSANIN DRAMI !

 

Siyasetten usandınız biliyorum… Gelin gündemden uzaklaşıp, belgesel tadında bir yazı yazalım birlikte !

Sorumuz şu… Bu koca dünya neyimize yetmiyor, neyi paylaşamıyoruz ? Çaylar hazırsa… Haydi anlatalım bakalım, gerçekten dünyamız hepimize yetecek kadar kocaman mı ?

Dünyanın toplam alanı 510 milyon 100 bin kilometrekare. Şöyle düşünün… Türkiye’nin 654 katı büyüklükte. Nasıl ama ? Aslında hiç de fena değil ! Üzerinde 7,6 milyar insan yaşadığına göre kilometrekareye en fazla 15 kişi düşüyor.

Ama dünyanın % 71’i su ve suda yaşama şansımız yok. Kalan % 29’la yetinmek zorundayız… Yani 148 milyon kilometrekarelik kara alanı ile ! Yine de fena değil, neyimize yetmiyor ? Kilometrekarede 51 bilemedin 52 kişiyiz.

Fakat onun da %30’u sık ormanlık alan ve sürekli yaşam ortamı için bize çok uygun değil… Ormanları çıkardığımızda 103 milyon 600 bin kilometrekare kalıyor. Gibi ! Gel gelelim çöller var… Çöllerin toplam alanı da %30… Onu da düşünce elimizde sadece 59 milyon 200 bin kilometrekaremiz var… Dünyanın toplam alanının neredeyse % 10’una düştük bile ! Şimdi kilometrekarede 128 kişiyiz !

Birbirinize biraz daha yaklaşın… Sizi biraz daha sıkıştıracağım ama anlatmam lazım. Üzerinde tarım ve hayvancılık yapılamayan… Verimsiz olduğu için fazla nüfus tutamayan, genellikle çöllerin etrafını kuşaklayan kurak ve yarı kurak alanları da düşmemiz lazım… Az değil % 28… Kaldı elimizde 17 milyon 800 bin kilometrekare ! Kilometrekarede 427 kişiyiz !

Yeter artık diyeceksiniz ama… İnsanoğlu genellikle denizden 2 bin metreden daha yüksek alanlarda sürekli yerleşemiyor ! Bu yüksekliğin üzerindeki alanları… Yani elimizde kalan alanın % 30’unu daha atmamız gerek… Koskoca 510 milyon kilometrekareden kaldık 12 milyon 460 bin kilometrekareye. Yani… Toplamın yaklaşık % 2 buçuğuna ! Az daha öteye kayın… Çünkü artık kilometrekarede 610 kişiyiz.

Sizi daha fazla itiş kakış sıkıştırmak istemediğim için… İnsanlar tarafından tarihi – kültürel varlıkları koruma, güvenlik ya da benzer sebeplerden yerleşime kapatılmış alanları… Yerleşilemeyecek kadar dik yamaçları, uçurumları, yarları, kanyonları, buzulları falan hesaba katmıyorum. Onları yukarıdaki hesabımızın yanılma payının içerisinde farz edin.

Sonucu bir örnekle açıklamak gerekirse… Şöyle adamakıllı büyükçe bir elmanın üzerinde sadece iki baş parmağınızın izi kadar bir alanda yaşıyoruz ! Ne var ki, o iki başparmak izi bir arada olmadığı yani elmanın üzerinde dağınık durduğu için… Yaşam alanımızı büyük bir yer gibi algılıyoruz.

Okumaya devam et “İNSANIN DRAMI !”