BERNA LAÇİN !

 

Allah’ı aldatmanın formülünü henüz bulamayan insan, Allah’ın adını kullanarak diğerlerini aldatmanın yolunu çoktan keşfetti !

Çok eski ama halen işleyen formül şudur…

Dindar görünün ! Her hangi bir şekilde dinin emirlerine riayet etmediğinizde, yine de ustalıkla ona uyduğunuz izlenimi verin ! Yaptığınız şeyi fark edenleri… Dini bilmemekle ve kutsalları rezilce aşağılamakla itham edip cezalandırın.

Vereceğiniz cezanın ağırlığı örtmeye çalıştığınız kabahatin boyutuyla doğru orantılı olmalıdır; hakir görme, aşağılama, itibarsızlaştırma, manen linç, fiilen linç, yaşam alanını daraltma, hürriyetinden alıkoyma vb. Örtmeye çalıştığınız kabahatiniz ne kadar büyükse, karşı tarafa vereceğiniz cezanın derecesi de o denli şiddetli olmalıdır.

Merak etmeyin ! Bunu yaparken engelle değil aksine büyük bir destekle karşılaşacaksınız. Destekçileriniz… Sizin gibi dinin emirlerine uymamalarına rağmen ona ustalıkla uyduğu izlenimi veren diğer kurnazlar ile… Uyduklarını sandıkları dinin hakikatine dair hiçbir bilgisi olmayan çok geniş cahil kesimlerdir. Bunların bir kısmı çoğunluktan aldıkları cesaretle amacını iyice aşarak yobazlaşacak ve saldıkları korkuyla hakikati fark edenlerin ifade cesaretini gitgide kıracaktır.

Bu döngü… Hem size – oyunu ustalıkla oynamaya devam etmeniz koşuluyla – sürekli ve artan şekilde riayetsizlik hakkı tanıyacak. Hem de kolay katılım pratiği sebebiyle oyununuzun taraftarlarını arttıracaktır.

İddia ediyorum… Günümüz dünyasının her köşesinde en düşük yatırımla kurulabilecek en karlı müesseseler kurgu tarikat ve cemaatlerdir. Özellikle, bütün giderleri devlet tarafından finanse edilen ibadethaneleri merkez tutan ülkelerdeki kurgu tarikat ve cemaatler, işletme maliyetinin olmaması bakımından daha da karlı kuruluşlardır. Dahası, kazançları örtülü olduğu için tümü vergiden de muaftır. Müşterileri… Yaratıldığı günden bu yana varoluşunun kendine ve bu aleme dair gizemli sorusunun cevabını bulmaya çalışan biricik, saf ve masum insandır !

Hakikatinde tüm dinler iyiliği, merhameti, sevgiyi ve yardımlaşmayı önerse de masum sorusuna cevap arayan o biricik saf insan… Tanrıya ancak kendi sayesinde ulaşılabileceğini telkin eden “işletmecinin” elinde kolaylıkla bir zorbaya ve yobaza dönüşebilir. Masumca girdiği yolda “inanç özgürlüğü” kisvesi altında siyasetin ve ticaretin malzemesi haline gelip onarılmaz bir kavganın hatta savaşın içine düşebilir.

Tüm dünyada ortaya dökülen çamaşırlıktan anladığımız… Ona ustalıkla uyduğu izlenimi vermelerine rağmen dinin emirlerine –yine dinden bulduklarını iddia ettikleri gerekçelerle– riayetsizlik hakkı elden eden bu yapılar arasındaki çatışmanın günümüzde artık felsefi boyutunun kalmadığı… Bunların tümünün siyasi ve ticari temelli olduğudur !

Soru şudur… Biz o masum sorusuna cevap arayan saf ve biricik insanı bu korkunç ve örgütlü yapıların tuzağından nasıl koruyacağız ?

Bu soruya “Allah herkese akıl fikir vermiş” ya da “açsın Kuran’ı kitabı okusun öğrensin” sığlığında bir cevap üretirsek… Bizlere öğretilen iyilik, merhamet ve yardımlaşma kavramlarına riayet etmemiş olmamıza rağmen bunlara ustalıkla uyduğumuz izlenimi vermiş oluruz. Oynadığımız bu oyun taraftar bulur ancak çözüm getirmez ! Sadece ötekileştirir.

Varoluşa dair cevap arayan masum biricik insanı içerisine çekip onu çıkarsal bir nesne haline getiren bu düzen… Aslında süreç içerisinde toplumsal yok oluşun sebebini üretir. Riayetsizlik alanlarını genişleterek birbirlerinin çıkarlarına tecavüz etmeye başlayan yapıların dengede tutulması imkansızlaşır ve ortaya çıkacak olan çatışma artık kontrol edilemez !

Dönemsel tatminlerle siyaseti besleyen ve karşılığında nemalanan bu habis düzen… Tıpkı bir kanser hücresi gibi önce yerleştiği bünyeden beslenir, daha sonra o bünyeyi öldürerek kendi hayatiyetine de son verir ! Bu sonu görmek ve bir an önce kurucu felsefedeki laiklik ilkesine mutlak sahip çıkmak zorundayız ! Laiklik, bu hastalığa hiç tutulmamak ya da onunla en başlarda mücadele etmek için gereklidir. Ancak, ölüm döşeğindeyken artık isteseniz de hiçbir faydası olmayacaktır !

Sahip olduğumuz en üst örgüt olan “devlete” artık tek bir kişi irade edecek. Bakalım, ona ustalıkla uyduğu izlenimi mi verecek yoksa kurucu felsefinin temel taşına her şeye rağmen samimiyetle sahip çıkıp o biricik masum insanı ve ülkenin geleceğini mi kurtaracak ? Bugüne kadar bu yapıların tatmin beklentisinden çok ama çok sıkıldığına, bunaldığına ve gereğini mutlaka yapacağına inanmak istiyoruz. Olmazsa olmaz talebimiz budur !

Berna Laçin sanatçı duyarlılığı ile çok önemli bir şeyi fark etmiştir ! Zira beni en çok son cümlesi bağlar…

“Devlet, tribün seslerine göre toplum inşa etmez” !

ERDEN ÜÇÜNCÜOĞLU   

 

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir