KEMİRGEN DEMOKRASİ !

 

Baştan uyarayım ! Bu yazıyı okuyup bitirdikten sonra… Tüm ezberlerinizi bozup “sadece demokrasiyi kutsayanlar” sınıfından artık bir daha dönmemek üzere ayrılabilirsiniz ! Bu sebeple içinde bulundukları algı durumundan memnun olanlara buradan sonra devam etmemelerini öneririm.

Her şeye rağmen acı gerçekle yüzleşmek isteyenler… Gelin benimle !

Önce bir metafor yaratalım…

ARABA VE ANAHTAR METAFORU !

Bir arabanız olduğunu düşünün… Arabanın anahtarı elinizdeyse, sizden başka hiç kimse onu açamaz ve çalıştıramaz. Kapının önünde duran hatta bazen göz görmeyecek mesafede park edip bıraktığınız arabanız güvendedir. Çünkü… Anahtar sizin elinizde ! Oysa gerçekte… Siz o anda arabaya değil sadece anahtara sahipsiniz. Onun küçücük bir parçası olan anahtarı kocaman arabayla özdeşleştirdiğiniz için… Anahtara sahip olduğunuzda arabaya da sahip olduğunuzu sanıyorsunuz !

İşte o araba “cumhuriyet” anahtar ise “demokrasidir” !

Size arabanın sahibi olduğunuzu zannettiren anahtar… Aslında sadece arabayı çalıştırmaya yarayan tamamlayıcı (!) küçük bir parçadır. Ne var ki anahtar tek başına bir arabayı çalıştıramaz ! Anahtarın arabayı çalıştırabilmesi için her şeyden önce arabanın sağlam olması, aküsünün ve deposunun dolu, mekanik ve elektrik aksamının çalışır vaziyette olması gerekir. Yani bir arabada birbirinden bağımsız ama bir o kadar da birbiriyle uyumlu, ilintili ve birbirini kontrol eden parçalar bulunur…

Bunlar cumhuriyetin olmazsa olmazları “yasama, yürütme ve yargıdır” !

Siz arabanızın anahtarı elinizde güvenle evinizde otururken… Sizden habersiz birileri pekala onu çalabilir, çekebilir, camını kırıp içine girebilir, vurup hasar verebilir. Anahtarın elinizde olması bunlara engel olamaz ! O anda arabanızı ve sizin o araba üzerindeki mülkiyet hakkınızı koruyan, gerektiğinde zararınızı tazmin eden bir sistem olmalıdır.

Bu hukuktur !

Anahtar ne kadar elinizde olursa olsun… Birileri size arabanıza ancak abdest alıp besmele çekerek girebileceğinizi ya da ne bileyim istavroz çıkarmanızı, başınızı örtmeniz veya illa açmanız gerektiğini diretebilir. Anahtar sizi korumayacağına göre… Buna engel olan başka bir şey olmalı !

Bu laikliktir !

İstediğiniz kadar anahtarı elinizde sallayın… Birileri yine size… Bu arabayı ancak belirli saatlerde kullanabileceğinizi, arabaya ancak falanca kişilerle binebileceğinizi, filancaları bindiremeyeceğinizi, kadınsanız tek başınızakullanamayacağınızı falan diretebilir… Öyleyse sadece anahtarınız değil başka güvenceleriniz olmalı !

Bunlar eşitlik ve özgürlüklerdir !

Sözün özü… Bize her şeyin temeli ve olmazsa olmazı gibi gösterilen “demokrasi” aynen çıplak bir anahtar gibi tek başına hiç bir anlam ifade etmeyen kocaman bir yanılsamadır ! Her birimiz aslında gerçekte neye sahip çıkmamız gerektiğini bilmeden elimize tutuşturulan “kutsanmış anahtarlarla” yaşıyoruz !

DEMOKRASİ NE DEĞİLDİR !

Demokrasinin ne olduğunu anlatan çok fazla bilgi edinmişsinizdir ancak… Ne olmadığını anlatan çok fazla bilgi bulamazsınız !

Öncelikle şunu anlamak gerekir; anahtar için araba değil araba için anahtar üretilir ! Yani arabayı oluşturan süreç ilk önce anahtarın yapılmasıyla başlamaz. Ya da hiç kimse yerde bir anahtar bulup bu anahtara göre araba yapmaya kalkmaz. Aslolan anahtar değil arabadır ! Bir ihtimal anahtarı kaybetseniz ya da çaldırsanız bile (darbeler, muhtıralar, despotik dönemler vb) sonuçta mutlaka yenisi yapılıp size teslim edilir ! Bu, yitirdiğiniz anahtarınızın gücünden değil arabanızın sizin için çok değerli olmasından ve sisteminizin sağlamlığından kaynaklanır. Diğer yandan… Hiçbir zaman anahtarı çaldırdığınız için arabayı değiştirmeyi düşünmezsiniz !

Bu noktada şu ezberi de çiğnemeden geçmeyelim… “Biz demokrasiyi mücadele ederek kazanmadık Atatürk bize hediye etti. Uğruna mücadele etmediğimiz için kıymetini bilemiyoruz”

Bir… Bu bir hediye değil emanettir ! İki… Atatürk bize demokrasiyi (anahtar) değil cumhuriyeti (araba) emanet etmiştir ! Yani, bize bir anahtar gösterip bu anahtara uyacak hayali bir araba rüyasıyla bizi kandırmamıştır. Arabayı unutturup anahtar hediye eden başkalarıdır, aşağıda anlatacağım. Uğruna hep birlikte nesiller boyu çok büyük mücadeleler verilen ve kökü ta 1800’lere giden parlamenter sistem mücadelelerinin uzun erimli çabaları sonucu biz bu arabayı hep birlikte yaptık ! Bu arada anahtar peşinde hiç koşmadan… Bu arabayı özgürce kullanacağımız vatanı da hep birlikte canımız ve kanımızla kurtardık. Hiçbir şey kolay olmadı !

Bir anahtar tek başına bir arabayı imal edemez. Arabayı imal eden el, imalat sürecinde nihayet onu da imal eder ! Biz bu arabayı toplum olarak imal ettik. Kolektif bir kimliği temsil eden, devleti kuran, onun sahibi olan, ona ve birbirimize sıkı bağlarla bağlı bir toplum olarak ! Arabayı yani cumhuriyeti inşa etmek aynı zamanda… Yasamayı, yürütmeyi, yargıyı, hukuku, laikliği, ekonomiyi, insan haklarını, eşitlik ve özgürlükleri de inşa etmeyi gerektiren uzun erimli bir süreçtir. Uzun bir imalat dönemidir ! Tüm bu süreçler tamamlanmadan yani sağlam bir araba henüz imal edilmeden önce… İlkin anahtarı imal etmeniz işin doğasına aykırıdır !

Oysa anahtar… Sürecin sonunda imalatı bitirilmiş, pırıl pırıl, değerli, insana güven veren, güzel ve sağlam bir arabanın kişiye özel (!) tamamlayıcı bir parçası olarak sunulur !

Geriye dönüp baktığımızda bugün… Özellikle “iki ayyaş” dönemine yapılan eleştiriler, arabanın imalatının sürdüğü dönemin zor ve olağan üstü ağır koşulları bilinçli olarak bütünüyle göz ardı edilip, o vakit henüz tamamlanmamış olan arabanın sadece anahtarını sorgulayarak yapılmaktadır.

HEDİYE ANAHTAR !

Egemen güçlerin sömürmek için gittiği her ülkeye mutlaka “demokrasi” götürdüğünü görürsünüz… Hiç biri sağlam bir rejim yani sağlam bir araba önermez ! Sadece… Neye yarayacağı, neyi çalıştıracağı, nasıl kullanılacağı bilinmeyen kutsanmış bir “anahtar” vaat edilir. Önerme basittir “anahtarı ele geçirin gerisi kolay” ! Ancak… Bu anahtarla ayağa kalkan tek bir ülke bile gösteremezsiniz. Şimdiye kadar oralara götürülen hiçbir anahtarın henüz tek bir araba bile imal ettiği görülmemiştir !

Bizim tarihsel durumumuz biraz farklı olmasına rağmen yine de benzerdir… Biz sömürülme aşamasını çoktan geçip artık işgal altına girmiş bir ülkeden yepyeni bir devlet kurabilme azmi gösterdik ! Ancak kurtuluştan sonra elbirliği ile yepyeni, çağdaş ve modern bir araba imal etmeye çalışırken ve mutlu sona neredeyse yaklaşmış olmamıza rağmen… Birileri aniden “anahtar” diye ortaya çıkıp bunun mücadelesine girişti ! “Demokrasi” ve “demokrat” kelimelerini telafuz dahi edemeyen topluma bunlar önerildi… Daha sonra dilleri dönmeyeceği anlaşılınca söylem “demir kırat” olarak paketlendi. Yani… Hayatında araba anahtarı görmemiş olan topluma, neye yarayacağı, neyi çalıştıracağı, nasıl kullanılacağını bilinmeyen kutsanmış bir “anahtar” vaat edildi… Yeter artık söz milletin ! Oysa talep toplumdan değil bir şekilde (!) siyasetçilerden gelmişti.

Halbuki… Tam da arabamızı bitirip anahtarları cebimize koymak üzereydik fakat eksik kaldı ! O gün bu gündür o arabayı hiç tamamlayamadık… Her birimize göre bir tarafı ya eksik ya yanlış kaldı. Üzerinde hiçbir zaman tam olarak uzlaşamadık. Kimilerimiz o arabadan parça alıp yenisini yapmaya cesaret ettiler. Ve hep… Ve her zaman… Elimizdeki kutsanmış anahtarları sallayarak o amorf ve eksik arabayı ittire kaktıra yürütmeye çalıştık. Ve neticede… Birlikte büyük emek verdiğimiz “devrim otomobili” hüsranla sonuçlandı !

KEMİRGEN DEMOKRASİ

Arabayı bir kişi yapamaz ama anahtar kişiye aittir. Cumhuriyetin öznesi “toplum” demokrasinin öznesi “birey”dir. Birbirinden cinsiyet, köken, inanç, kültür, bilgi, zeka gibi özellikleri farklı olan ve kendine göre düşünceleri olan “birey“ ! Demokrasinin doğasına göre, sadece bu ortak özelliklerinden bir yada bir kaçını ön planda tutarak bir araya gelen bireylerden oluşan bir topluluk… Eğer çoğunluğu sağlıyorsa diğerlerine hükmedecektir. Örneğin bir toplumu oluşturan bireylerin % 55’i kadınsa ve tüm kadınlar başka hiçbir değeri gözetmeksizin salt bu cinsiyet ayrımı üzerinden oy verirse… Kadınlardan oluşan bu topluluk, sağlanan çoğunlukla hem kendilerine hem de erkeklere hükmeder ! Salt demokrasi penceresinden baktığınızda buna “iyi ama” diyeceğiniz hiçbir lafınız olamaz. Çünkü tek başına demokrasi, azınlık haklarını koruyan bir sistem değildir !

Bu basit örnekten anlaşılan şudur… Bireylerin olası ortak özelliklerini bir araya getirerek kolaylıkla oluşturulabilecek topluluklar, şayet belirli bir çoğunluğa ulaşabiliyorsa demokratik hak talebinde bulunabilir. Salt demokrasi penceresinden baktığınızda bu saygı duyulması gereken bir durumdur. Örnekler fazlasıyla çoğaltılabilir… Ama bu toplulukları oluşturan genel ortak özellikler mutlaka inanç ve etnik köken temellidir ! Çünkü sömürü düzeninin en kolay kullanabildiği alt değerler bunlardır.

Bireylerin ortak özelliklerini bir araya getirerek oluşturulan bu topluluklardan bir ya da birkaçını aynı eksene toparlayabilirseniz… Hayran olup kutsadığınız “demokrasi” size mutlak güç üretebilir. Bu mutlak güç yine çoğunluğun talebiyle pekala tek bir kişi ya da zümrede toplanabilir. Salt demokrasi penceresinden bakarak bulduğunuz bu sonuç sizin için bir felakete dönüşebilir.

Mutlak güç sahibi kişi ya da zümre her seferinde bu büyük çoğunluğu oluşturan toplulukları bir arada tutabilmek için “genel korku” üretmesi gerekir. Yani iç ve dış düşmanlar, ayrılıkçı terör, ekonomik buhran, kökü dışarıda cereyanlar vs. Zira bu genel korkular toplumsal dayanışma değil bireysel kapanışlar ve kolektif geri çekilişlere yol açar. Korkan daha hoşgörüsüz olur, korktukça güç sahibine daha fazla yaklaşma eğilimi gösterir. Kötü gidişe dur demek için ortaya atılan öneriler ve fikirler meşruiyet alanının dışına atılır, gayrı meşru kabul edilir. Konformist baskılar artar ve… Kabus derinleşir !

Hep kutsanan demokrasi… Cumhuriyeti ve onun tüm değerlerini acımasızca yok eden bir kemirgene dönüşür !

İşte… Toplumsal kolektif bilinçten uzaklaştırılıp bireysel özel değerlere yönlendirilen topluluklar eliyle yürütülen bu oyunun adı kemirgen demokrasidir. Arabası olmayan bir anahtar ne kadar işe yararsa bu da o kadar işe yarar. Cebindeki anahtara kanan her birey, uzaklarda bir yerlere park ettiği arabanın hala orada gıcır gıcır durduğunu zanneder. Oysa araba çoktan el değiştirmiştir !

Gelin biz de yönlendirildiğimiz algıdan dışarı çıkıp bakalım… Bakalım ki sadece anahtarın elimizde olması arabamızı korumuş mu ? 

Elbet, öyle ya da böyle bize hediye edilip elimize tutuşturulmuş olan anahtara yine de sahip çıkalım. Ama bilelim ki…

Birinci vazifemiz (!) o hediye anahtarla çalıştıracağımız asıl emanete ait olduğu değeri yeniden vermek ve onu tamir edip çağdaşlaştırmaktır ! Bu ortak toplumsal bilinci tekrar inşa etmek ve yaymak en başta gelen önceliğimiz olması gerekir.

Cumhuriyet ve değerleri tümüyle yitip gitmeden…

Sadece demokrasiyi kutsayıp gözünüze sokanlara itibar edilmemesini sağlayarak işe başlayabilirsiniz.

ERDEN ÜÇÜNCÜOĞLU

 

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir