TERÖRÜN ÇARESİ !

Arkadaşlarla sohbet ediyoruz… Diyorlar ki “iyice Ortadoğu’ya dönüştük, neredeyse her gün bir bomba patlar hale geldi”…

Hayır ! Bu konuda Ortadoğu’yu çoktan geçtik… Ne Irak, ne Libya, ne Suriye, ne Mısır, ne de bir başkası… Hiç birinde bu sıklıkla bombalı eylem yapılmadı ! Biz rekora gidiyoruz… Kitlesel katliam sayısı haftada ikiye ulaştı !

Ne var ki… Bizim yaşadığımız terör Ortadoğu’nun yaşadığından çok farklıdır…

Çoğu Ortadoğu ülkesinde kitlesel bombalı ya da silahlı eylemler başladığında… Oralarda çoktan iç savaş koşulları oluşmuş ve toplumsal hatlar birbirinden net olarak ayrışmıştı… Arap – Türkmen – Kürt – Şii – Sünni gibi kitlesel fay hatları çoktan netleştirilmiş ve birbirlerine bilenmişti… Bir Sünni camiine örneğin… Bombalı bir eylem yapıldığında… Ne bileyim bir Türkmen mahallesinde bomba patladığında… Karşı tarafın kim olduğu ve amacı net olarak biliniyor ve bıçak ona göre bileniyordu ! Amaç toplumsal kutuplaşmayı körüklemek ve iç savaş koşullarını canlı tutup azdırmaktı !

Bizde (çok şükür ki) Alevi’nin Sünni’ye, Sünni’nin Hıristiyan’a ne bileyim Kürt’ün Türk’e, Türk’ün Kürt’e saldırısı söz konusu değildir ! Münferit bazı kalkışmaları ve dangalaklık seviyesindeki bazı yorumları bir yana koyarak bakmamız lazım… Kitlesel bütünlük arz eden sivil toplu hareketleri yaşamıyoruz ! Derin toplumsal yarılmaların ve kamplaşmaların oluştuğu Ortadoğu benzeri bir süreç Türkiye için söz konusu değildir… Ve içtenlikle inanıyorum ki gelecekte de olmayacak ! Bu inancımı yakın tarihte edindiğimiz acı tecrübelerimize dayanarak söylüyorum… 50’lerin 60’ların 70’lerin kanlı olaylarını, derin katliamlarını yaşamış ve gözünü kırpmadan birbirini kırıp geçirmeyi yıllar önce deneyimlemiş bir ülkenin halkıyız… Bu tehdidin hala geçerli olduğunu ve tamamen katılmadığınızı biliyorum… Ama ben yine de… Çok acı bedellerle bu dersi çoktan aldığımızı düşünüyorum.

Bu şartların oluşmadığı bir ortamda terörün bu amaca hizmet ediyor olmasını düşünmek, yanlış yere bakmaktır ! Yani… Bizim yaşamakta olduğumuz terör Ortadoğu’nun yaşadığından çok farklıdır ! Bu sebeple aynı gözlükle bakmamalıyız ! Gerçek amaç başkadır…

Terörün son bir iki yıldaki yönelimine dikkatle bakacak olursak… Belirgin hatlarla ayrılmış bir görev bölümü yapıldığını görürüz… Devleti yani askeri, polisi, adliyeyi hedef alan PKK terörü… Ve sivil toplumu hedef alan IŞİD terörü ! Biliyorsunuz… IŞİD’in ortaya çıkışından önce tüm görev PKK’ya aitti, şimdi görev taksimi yapıldı… Her ikisinin de aynı elden yönetildiği apaçık ortadadır !

Terörün bizdeki amacı kamplaşmış iki grubu birbirine düşürmek değildir ! Amaç insanı yani bireyi sindirmek ve yıldırmaktır ! Asker, polis, hakim, savcı, öğretmen, öğrenci, esnaf, genç, çocuk… Kısacası toplumun resmi ya da sivil tüm fertlerini sindirmek ve yıldırmaktır… Yaşam hakkının güvence altında olmadığını her bir bireye ayrı ayrı ve sindire sindire bildirmektir ! İnsanların devlet yapısına olan güvenlerini ortadan kaldırmak ve bu yöndeki tüm inançlarını silmektir… İnsanların bir araya gelmek ve tepki göstermek yönündeki iradelerini ortadan kaldırmak ve kaderlerine razı olmaya sevk etmektir ! Şu halimizi görmüyor musunuz ?

Tüm bunları neden yazıyorum ? Terörün amacının şu ya da bu olması çok önemli mi ? Öyle ya da böyle masum insanları kaybetmiyor muyuz ? İşte bu sorular… İnancın kırıldığı ve ümitlerin son bulduğu noktadır ! Gerçek amacı görmeden doğru teşhisi koyamayız… Doğru teşhisi koymadan doğru tedavi uygulanamaz ! Sosyal medyada havayı döverek, tartışma programlarındaki aynı suratları seyrederek ve sürekli birilerinin bizler için bir şeyler yapmasını bekleyerek… Nereye varacağız ?

Bakın… Ortadoğu ile farkı yazdım şimdi de gidişatımızdaki bir benzerliğe dikkatinizi çekeyim… Tek adam yönetimi ! Emperyalist güçlerin zorla demokrasi (!) getirip parçaladığı tek bir Ortadoğu ülkesi yok ki tek adamla yönetilmesin ! Önce tek adamlar yaratıldı… Yani hakim bir parti ve onun vazgeçilmez lideri (!)… Ve sindirilmiş, yıldırılmış, şuurunu yitirmiş… Çobanının değneğine muhtaç koyun sürüsü kitleler ! Türkiye’de sistem tıkır tıkır işlerken, terör işte tam da şu son cümleye hızla ve sadakatle hizmet ediyor ! Yani sabır ve dirayetle sinmiş, yılmış ve şuursuzlaşmış insan malzemesini hazırlıyor ! Sonuç bellidir… Çoban gider, sürü dağılır !

Terörün planını bozmak ve son vermek için… Ben Erdoğan’ın yerinde olsam… Tüm gelecek planlarımı tekrar gözden geçiririm… Ve beni tek adamlaştıran bu sistemin çarkına çomak sokup dağıtmak için ne gerekiyorsa yaparım… Bu çarkın işleyişine hizmet edip sonumu hazırlamaya çalışan Devlet Bahçeliyi yanımdan tekme tokat kovar… Meclise sunulmak üzere olan anayasa teklifini derhal geri çektiririm ! Muhtarları gütmeyi derhal bırakıp… Her bir ferdin özgüvenini yerine getirecek ve şuurunu açacak demokratik hakların önünü açar… Sınırsız bir ifade özgürlüğü alanı yaratırım ! Terörün amaçladığı hedef ancak böyle ortadan kalkar !

Hepimizin ezberinde… Hani her terör eyleminden sonra “birlik ve beraberliğe en çok ihtiyacımız olan şu günlerde” diye başlayıp sündürüyorlar ya…

İşte o “birlik ve beraberlik” ve devlete olan inanç sadece fikir ve vicdan hürriyetinin sürdürülebildiği ülkelerde yaşam bulabilir !

Gerisi boş ve sonuç bellidir !

ERDEN ÜÇÜNCÜOĞLU

 

“TERÖRÜN ÇARESİ !” için 4 yorum

  1. Diplomasının sahteliği yüzünden uykuları kaçan bir insana önerilecek şeyler mi bunlar allah aşkına..? 🙂

     
  2. Erden bey ne güzel tespitleriniz var. CHP için yaptığınız sert eleştirilerin hepsine katılmakla birlikte Tayyip Erdoğana karşı olan naif tutumunuz ( Ben Erdoğan’ın yerinde olsam şöyle yapardım böyle yapardım ) beni çok şaşırttı. Erdoğan’ın bugüne kadarki uygulamalarına bakarak yaptığınız bu tavsiyeler biraz iyimser kalmıyor mu?
    Faşizm hepimizin hayatına sonuna kadar girince o zaman da bu tavsiyelerinizi yapabilecek misiniz? Yoksa çözüm üretecek bir merkez arayışında mı olacaksınız. Sadece eleştireceğiniz bir siyasi oluşum değil – elinizi üyesi olarak taşın altına koyacağınız bir siyasi oluşuma ihtiyaç duymayacak mısınız? Yoksa sadece bu siteden muhalefet yapmaya çalışanları eleştirerek kendinizi mi tatmin edeceksiniz?

     
    1. Sayın Bilgin, yorumunuz için teşekkür ederim. Ben, siyaset sahnesine CHP’nin antitezi olarak konumlandırılmış olan AKP’nin bizzat CHP tarafından tez olarak kabul edilip onun (yani kendi antitezinin) karşısında antitez olmayı seçmesinin karşısındayım. CHP’nin sadece sığ / günlük muhalif eleştiri yaparak gün geçiren bir parti olarak kabul edilmesinin karşısındayım. CHP’nin mevcut yöneticilerinin politika üretme beceriksizliğinin “hata” olarak görülüp mazur görülmesinin ve masumlaştırılmasının karşısındayım. Çünkü dedelerimin kuruluş emeği verdiği, kendimin de bir dönem en genç milletvekili adayı olma onuru yaşadığım CHP’yi çok önemsiyorum. Ve biliyorum ki… CHP kendisini esir alan bu sistemden kurtarılmadan, bu ülkenin aydınlık yarınlara kavuşması mümkün değildir. Erdoğan’ın öyle ya da böyle bu ülkenin Cumhurbaşkanı olması sebebiyle, emperyalist kuşatmaya maruz kalan her ülkenin hiç istisnasız başına geldiği şekilde kendi tahmin edilebilir sonunu kendisinin hazırlamasına da bir vatansever olarak içim el vermiyor. Bu ülkenin o karanlıkları yaşamasını dilemiyorum. Hayat şu anda bize sadece gördüklerimizi ve okuyabildiklerimizi paylaşma görevi veriyor. Gün gelir daha aktif görev almak gerekirse, geçmişte olduğu gibi hiç düşünmeden yola çıkarız elbette. Saygılarımla.

       

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir