DEVLETİN SİNSİCE (!) ELE GEÇİRİLMESİ

Devletin “sinsice ele geçirildiği” tespitine katılıyorsanız… Aşağıdaki yazıyı okuyun !

Devletin “ele geçirildiği” ancak bunun çok da “sinsice” yapılmadığı tespitine katılıyorsanız… Aşağıdaki yazıyı okuyun !

Devletin sinsice ya da değil ama… Bir şekilde “ele geçirilmesinin” sadece AKP döneminde olduğunu sanıyorsanız… Aşağıdaki yazıyı okuyun !

Aşağıdaki yazı benim kaleme aldığım bir yazı değildir. TBMM tutanaklarında başka bir konuyu araştırırken tesadüf eseri karşıma çıkan ve virgülüne dahi dokunmadan alıp sizle paylaştığım bir meclis görüşme tutanağıdır.

Bir yazıyı olduğu gibi paylaşmak çok tarzım değildir, genellikle kaynak göstererek alıntı yapar ve kendi yorumlarımı eklerim. Ama bu satırları herkesin olduğu gibi (!) okumasını özellikle isterim. Çünkü, isterim ki bu ülkede kardeş kanı dökülmesine sebep olan olayların hakikati herkes tarafından görülsün. İsterim ki, bu ülkede Fetullah Gülen gibilerin var olmasından çok önce hazırlanan tezgahlar ve o tezgahtarları himaye edenler bilinsin. İsterim ki, devlete sızmanın çok ta sinsice olmadığı, ayan beyan ortaya dökülen tüm tespitlere ve devletin kendi doğal reflekslerine rağmen birilerinin nasıl da göstere göstere korunup kollandığı anlaşılsın.

Laikliğin nasıl aşındırılıp Türkiye’de İslam’ın Araplaştırıldığını , dinin ve milliyetçiliğin nasıl başka emeller için kullanıldığını, seçimlerde neler döndüğünü, atama ve tayin hilelerini, sahte diplomaları hatta… Musul ve Kerkük’teki Türk varlığını sürdürme yolundaki devlet politikalarının nasıl engellendiğini ve nicelerini bu yazıda bulacaksınız. Herhangi bir yönlendirmeden kaçınmak için yazıda adı geçen kişileri araştırmak, konular ve kavramlarla ilgili yorum yapmak tamamen okuyucuya bırakılmıştır.

Ben vazifemi yaptım… Sıra sizde ! Roman gibi okumanız dileğiyle…

Sizi 8 Mart 1972 (!!) tarihine götürüyorum TBMM’nin 7. Birleşimine. (TBMM Tutanak Dergisi Cilt 11 Toplantı 11 s 233 – 251)

BAŞKAN — Buyurun, Sayın Mehmet Özgüneş.

MEHMET ÖZGÜNEŞ (Tabii üye) — Sayın Başkan, Türkiye Büyük Millet Meclisinin sayın üyeleri;
Diyanet işleri Başkanlığında kurulan bir şebekenin, Türk Milletinin ve Türk ülkesinin bütünlüğüne kadar, lâik Türkiye Cumhuriyetine kadar ve memleketin yüksek menfaatlerine kadar nasıl el attığını, yurt dışındaki birtakım gizli cemiyetlerle nasıl irtibat kurduğunu ve bu şebekeyi kimlerin nasıl himaye ettiğini burada vesikalariyle arz edeceğim.

İçişleri Bakanlığı 12 . 8 . 1965 gün, Emniyet Genel Müdürlüğü Şube I-B 12273-14172 ve 780705 sayılı yazılariyle, İzmir Gezici Vaizi Yaşar Tunagür’ün Cumhuriyet, Atatürk ilkeleri ve 27 Mayıs aleyhtarlığı yaptığını, millî birlik ve beraberliği bozucu faaliyetler içinde bulunduğunu, irticaı yaymak için gayretler sarfettiğini, din istismarı yoluyla bir partinin seçim propagandalarında direkt ve endirekt rol oynama hazırlığı içinde bulunduğunu, bazı kimseler vasıtasıyla kendini halka yüksek mühendis olarak tanıttığını, Devlet Bakanlığı’na bildirmiştir.

Atatürk düşmanı ve Türk Milletini bölücü faaliyetler içinde olduğu içişleri Bakanlığı tarafından Devlet Bakanlığına bildirilen bu adam, bu bildirmenin üzerinden 4 ay geçmeden, Diyanet İşleri Başkan Yardımcılığına mutlak salâhiyetlerle getirilmiştir. Bu zat buraya gelir gelmez, kendisine benzer insanlardan müteşekkil bir şebeke kurmuştur. Bu şebekeye dâhil olan insanlar – ki sayıları 17 dir – istisnasız Atatürk düşmanıdır, istisnasız hepsi lâik Cumhuriyet düşmanıdır, istisnasız hepsi Türkiye’nin menfaatlerini değil, dışarıda birtakım gizli cemiyetlerin menfaatlerini gözeten insanlardır. Meseleyi bütün teferruatı ile arz edebilmek için, evvelâ bu şebekenin başkanından başlamak üzere bir – ikisini tanıtmakta fayda vardır.
Meseleyi objektif esaslara bağlamak, hissî taraflardan tamamen uzaklaşmak için Yaşar Tunagür’ün şahsiyetini, tamamiyle Devlet arşivlerinden aldığım belgelerle, Devlete bağlı makamların verdiği raporlara dayanarak izah edeceğim.

Bunlardan birisi MİT Müsteşarlığının Cumhurbaşkanlığına ve Başbakanlığa yerdiği bir rapordur. Bu rapor 4 ana bölümden müteşekkildir. Birinci bölümünde Yaşar Tunagür’ün şahsiyeti anlatılmakta, biyografisi hakkında kısaca bilgi verilmektedir. Buna göre Yaşar Tunagür İstanbul’da Kabataş Lisesinde son sınıfta iki sene üst üste kaldığı için liseden çıkarılmış, bilâhara küçük bir memuriyet almış, bundan sonra Ankara’da Maliye Bakanlı¬ğının küçük bir memuru iken Atatürk Lisesine dışarıdan devam ederek liseyi bitirmiştir. Elindeki diploma sadece lise diplomasidir. Sayın Devlet Bakanı Hüsamettin Atabeyli’nin Cumhuriyet Senatosu Genel Kurulunda, kendisinin Bağdat Üniversitesinden aldığı bir sertifikanın Millî Eğitim Bakanlığı tarafından tasdik edilmiş olduğu şeklindeki beyanı gerçek dışıdır, hilafı hakikattir. Aksine, 1963 yılında Yaşar Tunagür Bağdat üniversitesinden aldığı bu sertifikanın Millî Eğitim Bakanlığı tarafımdan tasdik edilmesini isteyen bir dilekçeyi Millî Eğitim Bakanlığına göndermiş, Millî Eğitim Bakanlığı cevabi yazısında: «Sen lise mezunu değilsin ki üniversiteye devam edesin, sertifika alasın. Senin elindeki belge sadece lise bitirme belgesidir. Devlet lise imtihanına girmedikçe tam lise mezunu sayılamazsın» diye cevap vermiştir. Bu kadar açık bir ret cevabını 18O derece çevirerek, Parlâmentonun bir kanadının kürsüsünden aksini söylemek, kanaatimce doğru bir Devlet adamına yakışır bir hareket değildir. (M. G. P. sıralarından alkışlar)

Sayın Hüsamettin Atabeyli inin gerçekleri değiştirmesi bununla da bitmemektedir. Cumhuriyet Senatosu Üyesi Muzaffer Yurdakuler’ in vermiş olduğu bir önergeye cevaben Sayın Hüsamettin Atabeyi, İstanbul’da Ali Aslan adında bir kimsenin evinde bir arama yapıldığına dair bilgisi bulunmadığını beyan etmiştir. Halbuki elimizde belge vardır; bu, Diyanet İşleri Başkanlığına gelmiş, Din İşleri Yüksek Kurulunda Ali Aslan’ın evinden alınan belgeler incelenmiş, karara bağlanmıştır ve bugünkü Diyanet İşleri Başkanının altında imzası vardır. Binaenaleyh, Ali Aslan’ın evinde bir arama yapılmış olduğunun Diyanet İşleri Baş¬ kanlığı veya Devlet Bakanlığı tarafından bilinmemesine imkân yoktur. Kanaatimiz odur ki, parlamenterler tarafından sorulan yazılı sorulara Devlet adamları doğru cevap vermelidirler.

Yaşar Tunagür bundan sonra siyasi faaliyete geçmek sevdasına kapılmış, kendini bir partiye kapılamış ve bundan sonra sırasiyle yükselmeye başlamıştır.
Şimdi meseleyi Millî Emniyet Başkanlığının, MİT Müsteşarlığının Cumhurbaşkanına ve Baş-bakana verdiği rapordan okuyalım. Faaliyetleri bölümünde MİT Müsteşarlığı şöyle diyor:
«Yaşar Tunagür’ün faaliyetleri sağ cephenin liderliğini ele geçirmek yönünden olmuş ve hu maksatla Diyanet İşleri Reis Muavinliğine gelinceye kadar, bütün irticai faaliyetlerin destekleyicisi olmuştur. Adı geçen, ilk defa dikkati Edirne’de Müftü bulunduğu sırada çekmiştir. Bilhassa dini topluluklarda ve cemaatin kalabalık olduğu günlerdeki vaizlerinde, halkı Hükümet aleyhine tahrik edici konuşmalar yaptığı müşahede edilmiştir. İzmir Gezici Vaizliğine tâyin edildikten sonra da Arap ülkelerinden adresine mektup ve çeşitli kitaplar geldiği görülmüştür. Gelen mektup ve kitaplar üzerinde yapılan incelemede irtibatın Müslüman Kardeşler Cemiyeti ve Irak’taki nurcular ile olduğu anlaşılmıştır. Nurcular ile olan irtibatı ise dolaylı bir durum arz etmekte ve adı geçen Irak’a talebe gönderilmesi imkânlariyle «Nur» neşriyatının temin, ve sevkine aracı olduğu meydana çıkmıştır. Ayrıca, Irak’ta iken aynı odada beraber kaldığı ve Irak’taki Nurcuların temsilcisi durumunda olan Ahmet Ramazan Salih Tuncer’e Kur’an kurslarından ve İlahiyata öğrenci yetiştirme derneklerinden sağladığı paraların Irak’taki talebeye dağıtılması için gönderdiği anlaşılmıştır. Yaşar Tunagür bu mutavassıt rolün yanında, İzmir’de verdiği vaızlarda da yılkıcı ve gericiliği destekler bir davranış göstermiş ve bu faaliyeti dolayısiyle 1964 yılında hakkında dava açılmıştır. Adı geçen, İzmir’deki faaliyetlerini tamamen dinî teşekküller üzerine yöneltmiştir.

Şöyle ki: Kur’an kurslariyle münasebeti :
Yaşar Tunagür İzmir’de Din Adamları Yardımlaşma Derneği ve Kur’an Kursu Öğrencilerini Barındırma Derneğinin başına geçmiş, gerek derneğin, gerek Kur’an kurslarını ele alarak kurslarda fıkıh hocalığı yapmaya başlamıştır. Hocalığı esnasında talebeye daima mevcut nizamı kötülemiştir.

Komünizmle Mücadele Derneği ile münasebeti:
Yaşar Tunagür Komünizmle Mücadele Derneğinin üyeleriyle temas kurduktan sonra, diğer dinî ve mukaddesatçı kuruluşların bütün âzalığını bu derneğe girmeye teşvik etmiş ve bunda muvaffak olmuştur.

Milliyetçi öğretmenlerle münasebeti :
Bu gruba dâhil olan öğretmenler, özellikle imam – hatip okulu öğretmenleri, Yaşar Tunagür’ün hedefi olmuştur. İmam – hatip okulu Müdürü, Yaşar Tunagür’e bu çalışmalarında yardımcı olmuş ve kısa zamanda okul, faaliyetin merkezi haline getirilmiştir. Yaşar Tunagür Diyanet İşleri Başkanlığına geldikten sonra ilk işi kendi cephesine tabi olan bütün şahısları gerek riyaset kademesinde, gerek iller teşkilâtında yerleştirmiş ve durumunu kuvvetlendirmiştir. Yapılan bu tâyin ve nakiller dolayısiyle aleyhine o tarihlerde bir kampanya açılmış; fakat Nurcu çevreler bu kimsenin yıpranmaması için bütün sağcı teşekkülleri harekete geçirmiştir. Bu faaliyette önemli rolü bilhassa Komünizmle Mücadele Derneği oynamıştır.

Yaşar Tunagür’ün Diyanet İşleri Teşkilatındaki faaliyetleri :
Yaşar Tunagür bugün Diyanet İşleri Teşkilâtına iyice yerleşmiş durumdadır. Bilhassa kendi grubunu teşkilâta yerleştirebilmek için önemli mevkileri elde etmiş bulunmaktadır. Personel Dairesi Başkanlığı, Diyanet İşleri Teşkilâtının en önemli makamlarından biridir. Yaşar Tunagür bu makama Hüseyin Özgün’ü getirmiş ve bir koyu Nurcu Mustafa Türkmenoğlu’nu da Personel Müdürlüğüne tâyin ettirmiştir. Ayrıca, eski Diyanet İşleri Başkanı İbrahim Elmalı’yı ekarte ettikten sonra, yerine vekâleten tâyin edilen Lûtfi Doğan, bugün, kendisinin bir maşası durumundadır. Keza Yüksek Din Kurulunda Şehit Oral grubu, Yasar Tunagür’ün sadık bendeleridir. Bugün Diyanet İşleri Teşkilâtında 2 grup bulunmaktadır. Bunlardan birisi bütün aksiyonu elinde tutan Yaşar Tunagür grubu, diğeri ise tamamen pasif ve her şeyden çekinen insanlardan müteşekkildir. Pasif grup kendi aralarındaki fikir birliğine varamamıştır. Bunlardan bâzıları Cumhuriyetçi Köylü Millet Partisine, diğerleri ise Millet Partisine eğilim göstermektedirler. Rahmi Özer grubu Necmettin Erbakan’ı desteklemekte ve Yaşar Tunagür’ün yıpranmasına çalışmaktadırlar. Bu husus 10 Haziran 1967 tarihinde Mustafa Maden’in evinde yapılan toplantıda kararlaştırılmış ve Yaşar Tunagür’ün Diyanet İşleri Başkanlığı Teşkilâtından uzaklaştırılarak İstanbul Müftülüğüne nakli hususu düşünülmüştür. Bütün bunlara rağmen Yaşar Tunagür Diyanet İşleri Teşkilâtında başlıca fonksiyonu icra etmekte ve hiçbir kimse kendisini yıpratamamaktadır. Özellikle Nurcuları teşkilâta doldurması ve kendisine geniş bir taraftar bulması neticesidir ki istediğini yapabilmektedir. Meselâ bir yıldan fazla mevkuf olarak dâvaları devam etmiş olan Nurcuların kadrolarını açık bırakmak suretiyle bekletmiş ve tahliyelerini mütaakıp derhal tâyinlerini yaptırmıştır.

Yaşar Tunagür’ün gerek Nurcularla, gerekse İslâm birliğini savunan teşekküllerle açık irtibatı bulunmaktadır. Şöyle ki, Irak’la irtibat devamlı surette mevcuttur. 25 Temmuz 1966 günü Ankara’ya gelen Ahmet Ramazan Tuncer, Yaşar Tunagür’ün evinde misafir kalmış, yapılan toplantıda aşağıdaki hususlar kararlaştırılmıştır:
1. Irak Kültür Ataşemiz Reşat Oğuz’un : merkeze alınarak yerine Konya Yüksek İslâm Enstitüsü Başmuavini Necati Çerçioğlu’nun tâyin edilmesi.

Sayın üyeler, burada bir noktayı arz etmekte fayda olduğu kanaatindeyim. Neden acaba bu Irak Kültür Ataşesinin oradan atılması arzu edilmektedir? Irak Kültür Ataşesinin Dışişleri Bakanlığına, Millî Eğitim Bakanlığına gönderdiği raporlar okunursa bu husus gayet açıkça ortaya çıkmaktadır.

Birisi, buradan Ahmet Ramazan Salih Tuncer Türkiye’den Nur Risaleleri temin etmekte, bunları Yaşar Tunagür’e göndermekte; Yaşar Tunagür’de oradaki Türklere satmaktadır. Bu husus bizzat Kültür Müsteşarı tarafından Bakanlığa bildirilmiştir. Birinci rahatsızlık buradan doğmaktadır.

İkincisi, Kültür Müsteşarı orada bir Türk lisesi ve Türk ilkokulu – özel olarak – açmak istemektedir ve bunu Iraklılara kabul ettirmiştir. Buna Ahmet Ramazan Salih Tuncer ve Yaşar Tunagür muhalif.

Üçüncü husus; birtakım talebeler Türkiye’den kaçmakta, gizlice Bağdat’taki bâzı medreselere yazılmakta, orada İslâm dini tedrisatının yanında Araplık da aşılanmaktadır. Kültür Müsteşarı bunları, suretinin yalnız bir tanesini önergeme eklediğim bir raporunda, uzun uzun anlatmıştır,
İşite başlıca 3 noktada topladığım bu faaliyetleridir ki, Kültür Müsteşarını Yaşar Tunagür ve Ahmet Ramazan Salih Tuncer’in yanında kötü kişi olarak göstermiştir ve burada yapılan, yani şu bahsettiğim günde yapılan gizli toplantıda Kültür Müsteşarının yerinden alınması için gayretler sarf edilmesi karar altına alınmıştır. Bunu MİT Müsteşarlığı diyor, Cumhurbaşkanına ve Başbakanla verdiği resmi raporda,

2. — Irak’ın Türk öğrencilerine acımayı düşündüğü burslardan Nurcuların istifade etmesi imkânlarının araştırılarak sağlanması.

3. — Müslüman Kardeşler Cemiyetinin liderlerinden olan Seyyit Kutup’a ait eserleri Türkçeye çevirmek için tercüme ve yayın şirketi kurulması fikirleri, münakaşa edilerek kabul edilmiştir.
Rabitatül Âlemi İslâm Cemiyeti Genel Sekreteri olan Muhammet El Saıvvaf ile de temas halinde bulunulmaktadır. Yaşar Tunagür bu Cemiyetin İsviçre’de bulunan şubesi başkanı Dr. Sait Ramazan ile muhabere etmektedir. Pakistan İslâm Partisi Başkanı ve Başkan Yardımcısı ile de irtibat halindedir. İkinci Başkan Gulâm Muhammet yurdumuza geldiğimde gerekli görüşmeleri yapmışlardır. Adı geçen, Mayıs 1968 ayı içerisinde Irak Vakıflar Genel Müdürlüğünün davetlisi olarak mezkûr memlekete yaptığı ziyaret dahi bir art düşünceyi taşımakta ve Vakıflar Genel Müdürü olan şahıs ile irtibat Nurculuk esasında birleşmektedir. Yaşar Tunagür’ün zihniyetini belirtilmesi bakımından Tunus Müftüsü Fadıl Bin Aşur’un yurdumuza vâki ziyaretti dolayısiyle yapılan toplantılardaki konuşmalardan bazı pasajlar aşağıya almamıştır.

17 Mayıs 1967 günü Fadıl Bin Aşur Hilton Otelinden alınarak Edebiyat Fakültesine götürülmüştür. Burada yapılan sohbet toplantısında Yaşar Tunagür Arap memleketlerine giden elçiler konusunda şu fikirleri savunmuştur: «Maalesef sefirlerimiz kordiplomatiğin içinden çıkamıyorlar. Halbuki bu ülkelerde halkın arasına girilmesi onlarla sıkı temasın sağlanması çok faydalı olacaktır. Bunları bizim diplomatlarımız yapamazlar. Zira, kendileri bir Cuma namazı dahi kılmazlar. Onun içindir ki, bu ülkelere gidecek olan elçiler din adamlarından seçilmelidir.
Konya lokantasında yenen öğle yemeğini mütaakıp Fadıl Bin Aşur İstanbul Müftülüğü¬ nü ziyaret etmiştir. Misafire burada şeriat mahkemesinin zabıtları gösterilmiştir. Yasar Tunagür, bu zabıtların çok değerli bir eser olduğumu izah ettikten sonra «Bir gün gelecek bunlardan istifade edeceğiz» demiştir.

Orada bulunanlardan biri, yani MİT ajanı kendisine «Bu zamanda şeriat kanunları ne işe yarar» şeklinde bir sual tevcih etmiş, Yaşar Tunagür de bu suale «Bir gün gelecek bu kanunlar mutlaka tatbik edilecektir» cevabını vermiştir.

Aynı şekilde misafirim gezisi esnasında yapılan bir sohbette Yaşar Tunagür, Diyanet İşleri Teşkilatındaki durumunu ve fonksiyonunu şöyle açıklamıştır: «Diyanet işleri Başkanı bir kukladır. Aslında bütün işler benimi elimden geçer. İstetmediğim şeyler olmaz. Bende politik güç vardır.»

Arkadaşlarım, Yaşar Tunagür «Bende politik güç vardır» iddiasını çeşitli yerlerde tekrarlamıştır. Hiçbir Devlet memurunda politik güç bulunamaz, ancak siyasi komiserlerde bulunur. Bu, bir siyasi komiser midir ki, kendisinde politik güç görmektedir ve Devleti daima arkasında zikretmektedir? Sık sık tekrarladığı söz şudur: «Hükümet bütünüyle arkamdadır. Ben ne dersem o olur.» Daha ilerideki vesikaları okuyacağım.

Bir başka yerde demiştir ki: «Demirel bana tabidir, ben Demirel’e değil». Bu tâbiri de kullanmıştır. Ben bumu bizzat, Diyarbakır örfi İdare Komutanlığının verdiği rapordan zikrederek okuyacağım. (A. P. sıralarından anlaşılmayan müdahaleler)

BAŞKAN — Müdahale etmeyin efendim, müdahale etmeyin

MEHMET ÖZGÜNEŞ (Devamla) — Bu konuşmalar da gösteriyor ki, Yaşar Tunagür Diyanet İşleri Teşkilâtında istediği şekilde tasarruf edebilmektedir.

HASAN TOSYALI (Kastamonu Milletvekili) — Hakikati öğrenelim. Memleketi kimler yıkıyor anlayalım.

BAŞKAN — Sayın Tosyalı, müdahale etmeyin lütfen.

MEHMET ÖZGÜNEŞ (Devamla) — Netice: Yaşar Tunagür, bugün aşırı sağ cephenin lideri durumuna gelmiş ve Diyanet İşleri Teşkilâtını da, sadece faaliyetlerinde bir vasıta olarak kullanmaktadır.

Arkadaşlarım şimdi, MİT Müsteşarlığının Cumhurbaşkanına ve Başbakana vermiş olduğu raporun özeti budur.
Şimdi, bu rapor acaba MİT Müsteşarlığı tarafından verilmiş midir, verilmemiş midir ? Arkadaşlarımdan bâzısı bunu merak ediyor. Bunun için bir iki noktayı belirteyim.
Birisi: Evvelâ bu rapor Cumhurbaşkanlığının resmen Cumhuriyet Senatosu Araştırma Komisyonuna gönderdiği vesikalar arasındadır.
İkincisi: Bizzat Başbakanlığın, MİT Müsteşarlığına yazdığı bu raporun Cumhurbaşkanlığı ve Başbakanlığa MİT Müsteşarlığı tarafından verilip verilmediğini soran yazısına MİT Müsteşarlığı «Evet» demiş, bu raporun bir suretini bu yazıya eklemiş ve ayrıca da şunu belirtmiştir: «Yaşar Tunagür’ün faaliyetleri hakkında daha çok kalın dosya vardır. Arzu edildiği takdirde takdime hazırız.»

Arkadaşlarım, bu şebekenin başı böyle. Şebekenin üyeleri nasıl ? Ona bakalım.
Bir öğretmen, bulunduğu okulda nurculuk propagandası yapmaya başlamış, kendisi Millî Eğitim Bakanlığı tarafından çeşitli defalar ikaz edilmiş; fakat nurculukta ısrar etmiş, adı Vahdettin Karaçorlu’dur bundan sonra müfettiş gönderilmiş, nurcu faaliyetlerde bulunduğu, talebeye nurculuk aşıladığı tesbit edilmiş, öğretmenlikten uzaklaştırılmıştır. Bu şahıs, kendini doğrudan doğruya rahatça Diyanet İşleri Başkanlığında bulmuştur. Bu zat o derece koyu bir Atatürk düşmanıdır ki, gönderdiği mektuplarda Atatürk’ün pullardaki resmini baş aşağı yapıştırır. Bu vesikalar elimizdedir. Nereye bir mektup yazsa mutlaka pulun üzerindeki Atatürk resmini baş aşağı yapıştırır.

Bizzat Diyanet işleri Başkanlığına yazdığı bir yazıda aynen şöyle demektedir: – Yazının aslı da, fotokopisi de dosyamdadır – «Benim nurcu olduğumu Diyanet İşleri Başkanlığı bilerek almadı mı?» Çünkü Diyanet İşleri Başkanlığı kendisini merkez teşkilâtından uzaklaştırmıştır. Bunun üzerine Başkanlığa yapmış olduğu bir müracaatta şöyle diyor: «Ben nurcuyum. Benim nurcu olduğumu Diyanet İşleri Başkanlığı bile bile aldı. Binaenaleyh, şimdi iktidar değişti diye ben, nurculuğumdan dolayı niye Diyanet işleri Başkanlığından uzaklaştırılıyorum.»
ikinci sözü de şu: «Diyanet İşleri Başkanlığı ne zamandan beri nur doktrinini reddediyor. Şimdiye kadar Diyanet İşleri Başkanlığı bütün yazılarında nur doktrinini savunmuştur, kabul etmiştir. Şu halde benim nurcu olduğum neden Diyanet İşleri Başkanlığını rahatsız ediyor.»

Bir ikincisi de; Hasan Okur isminde bir zat da orduda nurculuk faaliyetleri yaptığından dolayı ordudan ihracedilmiştir. Bunlar bir tane değil, 3 tanedir. Üç astsubay ordudan, nurculuk yaptığı için ihracedilmiş, üçü de derhal Diyanet işleri Başkanlığına alınmıştır ve önemli mevkilere getirilmiştir.

Bunlardan Hasan Okur, bir ara vilâyetlerden birisine nakledilmeyi istemiş, bunu haber alan vali derhal telgraf çekmiştir. Demiştir ki: «Bu zatın nurcu faaliyetleri hakkında bizim vilâyetimizde çok kalın bir dosyası vardır. Bu zatı vilâyetimin içerisine kabul edemem. Şayet tâyin ederseniz vazifeye başlatmam.» Buna rağmen Diyanet İşleri Başkanlığı kendisini tâyin etmiş. Vali direnmiş, ısrar etmiştir ve böylece kendisinin tâyini yapılamamış; fakat Diyanet İşleri Başkanlığında kalmaya devam etmiştir. Hasan Okur da nurcu olduğunu inkâr edenlerden değildir.
Bir diğeri: Adalet Bakanlığında çalışan bir savcı, nurcu faaliyetleriyle tanınmıştır. Nur âyinleri tertiplemiş ve kendisi devamlı olarak muhitine nurculuk aşılamıştır. Bu zat da Adalet Bakanlığından uzaklaşır uzaklaşmaz derhal kendisini Diyanet işleri Başkanlığında önemli bir mevkide bulmuştur.

Bütün ikazlara rağmen, bütün gazetelere kadar intikal eden iddialara rağmen bu sat bir türlü uzaklaştırılamamış, nihayet 12 Marttan sonra örfi idare kumandanlığı kendisini nur âyini yaparken suçüstü yakalanmış ve hatırladığıma göre 7 yıl hapse mahkûm edilmiştir.

Arkadaşlar, uzatmak istemiyorum. Görülüyor ki, Başkanından şebekenin üyelerine kadar hepsinde müşterek vasıf, Atatürk düşmanlığıdır; hepsinde müşterek vasıf, lâik ‘Cumhuriyete karşı olmuştur; hepsinde müşterek vasıf, kendilerini tamamen gerçek İslâm dininin dışında birtakım sapık akımlara bağlamış olmalarıdır.

Şimdi, burada bir noktayı belirtmekte fayda görüyorum. Sayın Refet Sezgin, gerek Cumhuriyet Senatosundaki konuşmalarında, gerekse geçen gün bu kürsüde yaptıkları konuşmada, kendilerinin lâik Cumhuriyeti savunduğunu, Atatürk milliyetçisi olduğunu iddia ettiler. Bir noktayı cidden merak ediyorum. Acaba Sayın Sezgin lâik Cumhuriyeti bu şebeke ile, bu çete ile mi savunacaktı ?

Bir noktayı daha merak ediyorum; acaba Sayın Sezgin Atatürk milliyetçiliği fikrini bu şebeke mi yayacaktı din adamları arasında ?

REFET SEZGİN (Çanakkale Milletvekili) — Merakınızı izale ederim.

MEHMET ÜZGÜNEŞ (Devamla) — Arkadaşlarım, bu faaliyetler devam etmiş ve bu faaliyetler devam ederken çeşitli yerlerden ikazlar vâki olmuştur.
İzmir’de bir gazetede seri halinde yazı yazılmış, şu bahsettiğim hususlar baştan sona kadar bu gazetede izah edilmiştir. Hatta Sayın Sezgin ve Yaşar Tunagür bu gazetede, yurt birliğini parçalayıcı faaliyetler içinde olmakla itham edilmiştir. Gazetenin tarihi 1966 dır.

Bundan sonra bir müftü Cumhurbaşkanlığı Genel Sekreterini ziyaret ederek Diyanet işleri Başkanlığının bir ihanet merkezi haline geldiğini, burada nurcuların büyük bir kabul gördüğünü, nur faaliyetlerinin alıp yürüdüğünü ve birtakım nur risalesinin buradan dağıtıldığını anlatmış, kendisinden yazılı rapor istenilmiştir.
Bu müftü halen Gökçeada Müftüsüdür ve adı Necati Sönmezer’dir. Bu müftü bu raporu yazmış, bir suretini Cumhurbaşkanına, bir suretini de Başbakana vermiştir.
Bu raporda, Yaşar Tunagür’ün Diyanet işleri Başkanlığında «kurduğu şebekenin bütün elemanları bir bir zikredilmiş, bütün hüviyetleri açıklanmış, ayrıca vatanı bölmek için, milleti bölmek için nasıl faaliyetler sarf edildiği izah edilmiş, bunlar uzun uzun anlatılmıştır. Maalesef bu rapora rağmen ne Yaşar Tunagür’e ne de şebekesine hiçbir şey yapılmamıştır.
Kırıkkale’de çıkan Hür Kale isimli bir gazete tefrika halinde bütün bunları anlatmıştır. Şu arz ettiğim hususları dana tafsilâtiyle anlatmıştır. Hükümeti ikaz etmeye çalışmış; fakat hiçbir netice alınmamıştır.

Bu arada bir müftü Cumhurbaşkanına kadar gitmiş, bütün teferruatiyle meseleyi anlatmış, Cumhurbaşkanı bunu Devlet Bakanlığına göndermiş, Devlet Bakanlığından gönderilen bir müfettiş bu zatı suçlu gibi sorguya çekmiş, daha müfettiş kapıdan içeriye girer girmez şu sö¬zü söylemiş: – Müftülükte Atatürk’ün resmini görünce – «Bu herifi buraya da mı astınız?» demiştir.
Bütün bunlar yazılı olarak Cumhurbaşkanına bildirilmiştir.

AHMET BULDANLI (Muğla Milletvekili) — Bunlar iftiradır, iftira. (A. P. sıralarımdan gürültüler.)

MEHMET ÖZGÜNEŞ (Devamla) — Benim tarafımdan, Sayın Muzaffer Yurdakuler ve Mucip Ataklı tarafından 19 tane yazılı soruyla mesele Başbakana intikal ettirilmiş, bir bir soru halinde Başbakanın dikkati çekilmiştir. Sayın Başbakan bunlardan bâzılarına sadece umumi cevaplar vermiş, bâzılarına, Senato Başkanlığı¬ nın beş defa tenkidine rağmen cevap verme cesaretini kendinde bulamamıştır. Çünkü söylenecek hiçbir şey yoktur, çünkü vesikalar aynı zamanda soruyla beraber verilmiştir.

CENGİZ EKİNCİ (Ordu Milletvekili) — 9 ay Devlet Bakanlığı yaptınız. O zaman ne yaptınız? Adamı astınız mı, kestiniz mi?

BAŞKAN — Lütfen müdahale etmeyiniz.

MEHMET ÖZGÜNEŞ (Devamla) — Arkadaşlarım, bir noktayı belirteyim. Kim ne derse desin, ben konuşma insicamımı kaybetmem ve beni senatör arkadaşlarım bilir; bu kürsüye gelme cesaretini kendinde bulamayan hiçbir konuşmacıya da cevap vermem. Bir konuşmacı veya bir söz, şu kürsüye gelme cesaretini kendinde bulursa, cevabını benden alır. Ama bu kürsüye gelme cesaretini kendisinde bulamazsa, benden cevap alamaz. Bunu senatörler çok iyi bilirler.

MESUT HULKİ ONUR (Çanakkale Milletvekili) — Ne mühim adamsın.

MEHMET ÖZGÜNEŞ (Devamla) — Yaşar Tunagür Bağdat’a gitmiştir, gönderilmiştir. Bağdat televizyonunda ve radyosunda tamamıyla siyasi konuşmalar yapmıştır. O kadar ki, elçinin dikkatini çekmiş, elçi bunu Dışişleri Bakanlığına göndermiştir. O zaman Dışişleri Bakanı bir Adalaet Partilidir. Bu Adalet Partili Dışişleri Bakanı, Devlet Bakanının dikkatini çekmek zorunda kalmıştır ve bir yazıyla Devlet Bakanının dikkatini çekmiştir ve demiştir ki; Bu adam açıkça siyaset yapıyor; Buna rağmen Yaşar Tunagür’e hiçbir idari veya kazai muamele yapılmamıştır.
Nevşehir Valisi Sayın Nusret Erman’ın şu yazısı çok enteresandır:

İlimiz müftülük şefliğine tayin edildiği bildirilen Hasan Okur’un evvelce ordudan naklen tayin edildiği görevine, istihdamına mani zararlı faaliyetlerinden dolayı ilişiğinin kesildiği ve kayıtlarımıza göre bu görevde çalışması mahzurlu mütalaa edildiği için tayinin vazgeçilmesi 21.9.1966 gün 1255 sayılı yazımızla arz edilmişti.
Bu duruma göre adı geçen işine başlatılmayacaktır. Tayinin iptalini önemle arz ve rica ederim diyor. Bundan sonra telgraf çekiyor diyor.
Bunlarla şunu arzetmek istiyorum : Valisinden Dışişleri Bakanına kadar müftüsünden basına kadar azami uyarma yapılmış fakat hiçbir uyarma etki yapmamıştır. Diyanet İşleri Başkanları bizzat şikayete katılmışlar, fakat bu da etkili olamamıştır.

H AVNİ KAVURMACIOĞLU.(Niğde Milletvekili) — Peki beyefendi mahkemede niye beraet etti bu adam ?

BAŞKAN — Savın Kavurmacıoğlu, lütfen müdahale etmeyiniz. Mutlaka çıkılacak onlar söylenecek.

MEHMET ÖZGÜNEŞ (Devamla) — MİT Müsteşarlığının İçişleri Bakanlığına gönderdiği, İçişleri Bakanlığının da Devlet Bakanlığına gönderdiği bir yazının – ki, bu yazı benim Devlet Bakanlığı yaptığım sırada gelmiştir – bâzı kısımları, bu şebekenin faaliyetleri hakkında bilgi verdiği için bu kısımları okuyacağım.
Diyanet İşleri Başkanlığında nurculuk faaliyetlerinde bulunduğuna dair muhtelif makamlara gönderilen ihbar mektubu ile ilgili bilgiler aşağıda sunulmuştur :
Diyanet İşleri Başkanlığı Mescidinde Saidi Nursi’nin Tesbihat isimli kitabı bulunmakta olup namazlardan sonra nurcular tarafından okunmaktadır.

Adalet Partisinin iktidara gelmesini mütaakıp muhtelif zamanlarda Diyanet İşleri Başkanlığı Olgunlaştırma Dairesi Başkanı Tevfik Esen, Personel Müdürü Mesut Yüksel, Muavini Ziya Boyacıgil ile Mustafa Gürses ve Yaşar Gökten’in görevlerinden uzaklaştırılmaları üzerine Danıştaya müracaat ederek lehlerinde karar almışlar, Diyanet İşleri Başkanlığı söz konusu kararlara itibar etmemiş ve ismi geçen memurların bir kısmını emekliye sevk etmiş, bir kısmı ise başkanlık bünyesinde pasif hizmetlere atanmıştır. Yukarda zikredilen bu önemli kadrolara vekâleten getirilen nurcu Ahmet Baltacı Olgunlaştırma Dairesi Başkanvekili, Hüseyin Özgün Personel Dairesi Başkanı, Necati Kavut Personel Müdürvekili, Necati Türkmenoğlu Personel Müdür Muavini, ki bu Necati Türkmenoğlu örfi idare tarafından nur âyini esnasında yakalanan ve yedi yıl mahkûm edilen kimsedir; Başkan Muavini Yaşar Tunagür’ün himayesine sığınarak Teftiş Kurulu Başkanı Hasan Okur, Özel Kalem Müdürü Ekrem Köker, Kütüphane Memuru Vahdettin Karaçorlu ve diğer nurcularla işbirliği yapıp Diyanet İşleri Başkanlığı binasını nur medresesi haline getirmişlerdir. Nurcuların ileri bir durumunda olan M. Sait Özdemir, M. Cahit Türkmenoğlu ve Vahdettin Karaçorlu’nun nurculuktan dolayı altı ay Mersin Ceza Evinde tutuklu kaldıkları sürece kadroları münhal tutulmuş ve tahliyelerini mütaakıp şahıslar eski görevlerine atanmışlardır.

Personel Müdür Muavini olup, sicil işlerini tedvirle görevli bulunan Cahit Türkmenoğlu’nun başta kendisi olmak üzere bütün Diyanet İşleri Başkanlığı camiasında nurcuların sicillerinde nurcu olduklarını tevsik elden kayıtlan yok ettiği, Diyanet İşleri Başkanlığı Teşkilatındaki nurculuk faaliyetleri ile nurcuların himayeleri Muavin Vekili Yaşar Tunagür tarafından yürütüldüğü, Diyanet İşleri Başkanlığında bulunan müstahdemlere depodan nur risaleleri verildiği, Yaşar Tunagür ile Cahit Türkmenoğlu’nun odalarında ve kütüphanesinde Vahdettin Karaçorlu’nun idaresinde zaman zaman nur toplantıları yapıldığı, MİT Müsteşarlığı ile Ankara Valiliğinin iş’arlarından anlaşılmaktadır.
Görüyorsunuz ki arkadaşlarım, MİT Müsteşarlığı ve İçişleri Bakanlığı Ankara Valiliğinin raporlarına dayanarak ifade ediyor, diyor ki; «Bu şebeke Diyanet İşleri Başkanlığını bir nur medresesi haline getirmiştir.»

Ayrıca, eski Diyanet İşleri Başkanı Sayın İbrahim Elmalı Cumhurbaşkanına, Başbakana, MİT Müsteşarlığına, Millî Güvenlik Kurulu Genel Sekreterliğine birer mektup yazarak ikazda bulunmuştur, anlatmıştır. Bütün faaliyetleri özetlemiştir. Fakat arkadaşlarım, hayret edilecek nokta şudur ki; gerek 12 Marttan evvel Hükümete tevcih ettiğimiz sorulara verilen cevaplardan anlaşıldığına göre; ki Sayın Hüsamettin Atabeyli bir sorumuza verdiği yazılı cevapta açıkça; «Bu evraklar yoktur, kaybolmuştur» demişlerdir; bütün yazılar, İçişleri Bakanlığının ilk okuduğum yazısı dâhil diğer bütün evrak, şimdi burada MİT Müsteşarlarının belirttiği gibi, nurcuların nurculuk faaliyetlerine ait bütün evrak ne Devlet Bakanlığında, ne de Diyanet İşleri Başkanlığında bulunamamıştır. Ancak, şurası şayanı şükrandır ki, gerek MİT Müsteşarlığı, gerek İçişleri Bakanlığı, gerekse Sayın İbrahim Elmalı Diyanet İşleri Baş¬ kanlığına güvenmediklerinden mi, Devlet Bakanlığına güvenmediklerinden mi bilemem, her yazdıkları yazının bir suretini de Cumhurbaşkanlığına göndermişlerdir. Bu yazıların birer suretinin Cumhurbaşkanında olduğundan bihaber olan bu nurcu şebeke bunları baştan sona kadar imha ettikleri kanaatine varmışlar ve böylelikle suçlarının kapanacağını zannetmişlerdir. Fakat Cumhurbaşkanlığı bütün bu evrakı bir dizi pusulasına rapten Cumhuriyet Senatosu Araştırma Komisyonuna göndermiş ve böylelikle olaylar bütün açıklığı ile ortaya çıkmıştır.

Yaşar Tunagür Diyanet İşleri Başkanlığında kurduğu şebeke ile kendisine muhalif olacağını hissettiği veya kendi arzularına uymayacağını zannettiği insanları bir bir uzaklaştırmış, bunlar hakkında Danıştaya dâva açılmış, Danıştay çeşitli kararlar vermesine rağmen bunlar yerine getirilmemiştir. On tane dâvanın tarih ve numarasını ben önergemde zikrettim. Bunlar ancak ben Bakanlığa geldikten sonra yerine getirilmiş; fakat ben bakanlığa gelinceye kadar bu on tane Danıştay karan yerine getirilmemiştir.
Diyanet İşleri Başkanlığına kurduğu şebeke ile iyice yerleşen Yaşar Tunagür bundan sonra faaliyetlerini dış ülkelere taşırmağa haşlamıştır. Şimdi bunlara ait bir iki belgeyi okumamda büyük faydalar var.

Her sene Hacca hacı götüren ve Suudi Arabistan’la bâzı ekonomik münasebetleri bulunan bir vatandaş Yaşar Tunagür’ün faaliyetlerini MİT Müsteşarlığına ve mahkemeye verdiği ifadede şöyle belirtiyor : «Yaşar Tunagür ismini ilk defa Akis Gazetesinde okudum. 1967 sonu Bağdat üzerinden Hacca giden bir şirketin rehberi idim. Bağdat’tan önce Musul’dan Kerkük’e geçmek ve o yoldan Bağdat’a gitmek isteyince Irak Askerî makamları izin vermediler. Bunun nedenlerini Bağdat’taki soydaşlarımızla konuşunca anladım. Bizimle Kerkük ‘Türklerinin teması istenmiyordu. Gece gizlice beni evlerine götürdüler, Ata Sorgan, Necmettin Haksever ve Remzi ismindeki bu gençler bana çok dert yandı ve burada Yaşar Tunagür ismi tekrar karşıma çıktı. Gençler, burada aşın sağcı bir grubun kaçak olarak Âzamiye Medresesinde eğitim gördüklerini, Yaşar Tunagür’ün çok yakından bunlarla ilgilendiğini, yardımlar sağladığını ve genellikle Türkçeden başka bir dille konuşan talebelerle fazlaca ilgisi olduğunu, Sefaretimizde Askerî Ateşemize bunları bildirdiklerini, bu çocukların Sefaretimizin açtığı Türkçe kursuna devam eden Kerkük ve Süleymaniyeli gençleri Irak Hükümetine ihbar ettiklerini ve bilhassa medresede okuyan, Tunagür’ün büyük desteğini gören talebelerin Türk gençlerini devamlı takibettiklerini geniş geniş anlattıktan sonra, ertesi gün Âzamiye’de Yaşar Tunagür’ü ve Ankara Denizciler Caddesinde Hilâl Handa Hilâl ve İttihat gazetelerini çıkartan Salih Özcan’ı yakından tanıdım. Bir müddet önce Irak olaylarında şehit olan Türk gençleri ve subaylar için dua edilmesini tenkidederek Yaşar Tunagür bütün Türklerin göz yaşını döktüğü milliyetçi subaylarımıza «komünist itler» diyecek kadar saygısızdı.»

Arkadaşlarım, şurada bir hafızanızı tazelemek isterim. Bir tarafta Kerkük’te muazzam bir katliam meydana gelmekte ve Irak Ordusundaki subaylar bu katliama karşı koymak için şehidedilmektedirler. Bu şehitlere Yaşar Tunagür’ün bulabildiği isim «komünist it» tir.

Şurada, yukarıda, Türk öğrencilerin bu zata vermiş oldukları ifadeden neden Yaşar Tunagür’ün Irak Kültür Ateşemizi oradan uzaklaştırmak istediği bütün açıklığı ile ortaya çıkmaktadır ve bu zat bu ifadeyi mahkeme huzurunda vermiştir. Onlar orada sefaretin açtığı kurslara Türk gençlerinin devamını önlemektedir, Türklükle bağlarının koparılmasını istemektedir, Türklük lehine yapılan bütün faaliyetleri baltalamak için elinden gelen her şeyi yapmaktadır.

«Bir müddet sonra Medine’ye vardığımızda Yaşar Tunagür ismi yine karşımızda idi. Medine’ye yerleşen Gaziantepli Mahmut Deniz ve oğlu Ahmet Deniz’in dükkânında Ispartalı bir gençle tanıştık. Gülyağı satıyor, cübbe ve sarık giyiyor ve etrafına topladığı Türk hacılarına Cumhuriyet idaresinin ve lâikliğin dinsizlik olduğunu ve illâ Türkiye’de bir şeriat idaresinin kurulmasının şart olduğunu öngören nasihatlerde bulunuyordu. Kendisinin kaçak olarak Medine’ye gittiğini, orada medrese okuduğunu, cemiyetten 300 risale aldığını, Riyal aldığını, halen muhtelif vilâyetlerden 50 kişi olduklarını ve şeriat ilmî tahsil ettiklerini söyledi. Bahsettiği cemiyet Rabıtatül Âlemül İslâm’dı. Maksatlarının ne olduğunu, şerait ilminin Türkiye’de ne işlerine yarayacağını sorduğumuzda: «Bu dinsiz idare ilelebet devam edecek değildir. Elbet bir gün Türkiye’de din Devleti kurulacak ve şeriat tatbik edilecektir» demesi üzerine, «bir aptallık edip sakın Türkiye’ye gelmeyin sizin derinizi yüzerler, memleket kendisine sahiptir. Memleket idaresi sizin gibi mecnunlara kalmadı» dediğimde, bunun neticesini bizi Yaşar Tunagür’e ihbar etmesinde gördük. O esnada Cidde Konsolosluğumuzda görevli Ahmet Kutsi Erdoğan’a durumu anlattım. «Aman takip et, bilhassa isimleri tesbit et, biz de bunları arıyoruz» dedi. O günden itibaren bilhassa bizim kafilede bulunan hocaların durumlarını tetkike başladım. Bizim kafilede İstanbul’un kalburüstü hocaları vardı. Herkes bunlara mukaddes adam gözü ile bakarken Ispartalı Ömer’in sözleri benim gözü¬mü açmıştı. Vaizleri toplattıklarını devamlı takibettim. İşte Yaşar Tunagür’ün forsunu ye azametini orada gördüm. Kraliyet misafiri gibi en lüks otellerde yatıyor, lüks otomobillere biniyor ve bindiği otomobilin üzerinde yeşil bayrak mutlaka bulunuyordu. Hacı Ali Demirel yakınlarına ilâveten Bugün Gazetesi sahibi Mehmet Şevki Eygi ve Salih Özcan devamlı olarak refakatinde bulunuyordu. Bunların bu azametini sağlayan şahıs Rabıtatül Alamül İslâm Cemiyeti Genel Sekreteri Muhammet Sürür Süphan’dı. Medine’de oldukları müddetçe şimdi kütüphane olan Hazreti Hasan’ın evi toplantı ve seminer yerleri idi. Türkiye, Suriye, Irak, Ürdün, Yunanistan gibi yerlerden gelen kalburüstü din adamları için seminer yapılırdı. Konferanslar Arapça idi ve her memlekette tatbik edilecek usuller tartışılırdı. Semineri M. Sürür Süphan idare eder, genellikle Türkiye’den Yaşar Tunagür, Yunanistan’dan Gümülcine Vakıflar Müdü rü Yaşar Hoca ve Ürdün’den Mescidi Aksa’nın eski imamı Abdullah Kerim yardımcıları idi. Haftada beş gün olan bu seminere orada devam eden yalnız bizim kafilede olan hocaları tanıdım. Zamanla diğerlerini de tanıdım. Başlıcaları Salih Özcan, halen Emirdağ Belediye Reisi Ali Kılıçalp, Turgutlu Müftüsü, Şükrü Sula, abisi Antalya Müftüsü Ali Sula, İstanbul’da geniş çevrelere hükmeden ve bir dinî tröst; kuran Hafızı Kur’an Mevlüthanlar Cemiyeti Baş¬kanı Nusret Yeşilçay, Ali Gülses, Tekirdağ Müftüsü Zeki Altın, halen İstanbul Merkez vaizi ve Bayazıt Beyazsarayda Aslan kitabevi sahibi Ali Aslan, İstanbul Fatih Sanki Yedim Camii İmamı Mehmet Hoca, Hasköy’de Abdullah Bandçoğlu – bu zata halen Saidi Nursi’nin halifesi gözü ile bakılmakta ve İstanbul’da geniş bir kütleye sahip bulunmaktadır – Mecidiyeköy Çağlayan Camii imamı Kayser Bilgiç, Çarşamba İmam – Hatip Okulundan Hacı Reşit, Oflu Ali Hoca, Kadıköy iskele Camii İmamı Nafiz Hoca, Adapazarı’ndan Ali Karabakaç… Bu isimleri bir bir zikretmeden bu kısmı geçiyorum. Bunları nurculuğa kapanmak ve bunları kendi dairesi içersine almak için büyük gayret sarf ettiğini ifade ediyor.

Bütün bu olaylar günü gününe tarafımızdan sefaretimize bildirildi. Netice ne oldu bilmiyorum. Ancak yukarda saydığım insanlar içinde bâzı kimselerin Türkiye’nin birliğine aykırı oluşları ve bu zihniyeti güdüşleri dikkati çekecek hususlardandı.

Ayrıca daha aşağı iniyorum. En çok dikkati çeken olaylardan biri de Ürdünlü bir çerkezin bize anlattığı olaydır. Ürdün’de bir nur partisi kurulmuştu, bizde de bunun gizlisi olduğunu iddia ediyorum. Böyle bir şey yok, kimden öğ¬rendin dediğimde verdiği isim çok enteresandı. «Yaşar Tunagür» Yasar Tunagür orada bulunan bütün insanlara Türkiye’de gizli bir nur cemiyetinin mevcudolduğunu ve yakında iktidara geleceğini ifade ettiğini bu şahit söylemektedir.

Arkadaşlarım, Yaşar Tunagür şebekesini kurup, MlT Müsteşarlarının ayrıntıları ile belirttiği gibi, dış memleketlerde de irtibatını tesis ettikten sonra kendisinin bu makamda kalabilmesi, faaliyetlerinin devam etmesi için birtakım himayelere mazhar olmuştur.

Evvelâ Yaşar Tunagür, dış ticaret uzmanı sıfatiyle GİMA ya verilmiş ve GİMA dan ayda bin lira aylık bağlanmıştır kendisine. Her ay Yaşar Tunagür GİMA dan bu aylığını devamlı olarak almıştır ve GİMA’daki resmî sıfatı; «Dış Ticaret Uzmanıdır.» Bununla da iktifa edilmemiş, bir hac mevsiminde hacca bedava gidebilmesi ve hacdan sonra da şöyle bir rahat dünya seyahati yapabilmesi için kendisi GİMA tarafından ticaret münasebetleri tesis etmek üzere, Lübnan, Suudi Arabistan ve Kuveyt’e gönderilmiştir.

Filhakika Yaşar Tunagür, yanına muhterem refikalarını da alarak hacca gitmiş, hac farizasını ifa ettikten sonra, orada evvelâ tüccarlarla temas kurmuş ve alelade bir ticaret mecmuasından, hattâ bizim buradaki her hangi bir ticaret ataşesinden de alınacak birtakım bilgileri rapor diye yazmış (Raporun bir sureti bendedir) ve bunu Suudi Arabistan’la ticaret münasebetleri tesis ettim diye göndermiş ve gayet tabiî ki karşılığında parasını almıştır.

Oradan Yaşar Tunagür Kuveyt’e gitmiş, Kuveyt’te kendisini büyük bir din âlimi ve aynı zamanda Türkiye’deki birçok ticaret müesseselerinin mümessili gibi göstermiş, orada bâzı ticaret erbabına kendisini yedirtmiş, içirtmiş, oradan da yine birtakım sudan bilgileri dercederek GİMA ya göndermiş ve oradan da Lübnan’a geçmiş ve aynı şeyleri orada da yapmış ve böylelikle gezmiş olduğu bütün bu seyahatlerde en lüks otellerde yatarak, uçakla seyahat ederek ve bu yoldan geniş bir dünyalık elde ederek Türkiye’ye dönmüştür.

Yaşar Tunagür himayesi sadece bununla da kalmamış ve ne olur ne olmaz endişesiyle, belki bir gün birisi gelir (Kendisi çünkü Diyanet İşleri Başkanvekilliğinde kalmaktadır) buradan ayrılır diye, 633 sayılı Kanunun sarih hükmüne rağmen İstanbul Müftülüğüne tâyin edilmiştir. Nitekim bundan sonra buna ait bir mesele Din İşleri Yüksek Kuruluna havale edilmiş ve Din İşleri Yüksek Kurulu ittifakla verdiği bir kararda; Yaşar Tunagür gibilerin müktesep hakkının sadece vaizlik olduğunu, bir üst makam olan müftülüğe tâyin edilemeyeceğini karar altına almıştır. Fakat buna rağmen Yaşar Tunagür’ün İstanbul Müftülüğü iptal edilmemiş, İstanbul Müftülüğünün ihtisas kadrosundan dolgun maaşını almaya devam etmiş, ayrıca Diyanet İşleri Başkanlığından da 600 lira makam maaşı ve kendisine ayrıca yevmiye de verilmiştir; çünkü İstanbul’da görevi var, kendisi Ankara’da çalışıyor diye her gün bir de yevmiye verilmiştir.

Yaşar Tunagür ayrıca Kuala Lumpur’a gönderilmiştir. Oradan bizden bir hanım, bir de erkek hafız istenmiştir müsabakaya katılmak için. Bir erkek hafız ayrılmış ve hanım hafız yerine de Yaşar Tunagür gönderilmiş ve kendisi hafız olmadığı halde, orada her hangi bir müsabakaya katılmadığı halde Kuala Lumpur’a kadar gitmiş, gelmiş ve harcırahını almıştır.
Ayrıca, Yaşar Tunagür Amerika’ya gitmiş tir. Amerika’da iki Türk kendisini takibetmişler (Bize yazdıkları yazı ile sabittir) ve Türkiye’nin bölünmesini hedef tutan, Türkiye’nin bölünmesi için gayret sarf eden birtakım kimselerle temas kurmuş, giderken yanında en az 2 000 tane Diyanet îşleri neşriyatını götürmüş, kendi adına bunları dağıtmış ve bundan sonra dönmüş gelmiş, bunun için de harcırah almıştır.

Daha evvel bize bunun özel olarak, iznini kullanmak için gittiği ifade edilen bu zat Amerika için de harcırah almıştır.
Yaşar Tunagür hakkında rapor veren sadece müftüler ve MİT müsteşarlığı değil Sayın İbrahim Elmalı da bu konuya dikkat çekerek gerek, şifahi ve gerekse yazılı olarak müracaatlariyle bu zatın buradan ayrılması lâzım geldiğini, bu zatın yalancı olduğunu, sahtekârlık yaptığını, bölücülük yaptığını delilleriyle ifade etmiştir. Bundan sonra İbrahim Elmalı’nın görülmüştür ki, Yaşar Tunagür ile geçinmesi mümkün değildir. Ondan sonra da Yaşar Tunagür ile geçinmesi şartiyle Diyanet İşleri Başkanlığına getirilen Sayın Hakses de Yaşar Tunagür hakkında defalarca Devlet Bakanlığına yazı yazmış, suçlarını bir bir yazılı olarak belirtmiştir.

Yaşar Tunagür Diyanet İşleri Başkanlığına geldikten sonra daha önce gezici vaiz olarak bulunduğu İzmir’i elinde bulundurmak için oraya kendi adamını tâyin etmeye kalkışmıştır. Fakat, tâyin edeceği adam imam – hatip okulu mezunudur. Halbuki Cumhurbaşkanlığında her şeyi en ince teferruatına kadar inceleyen bir emekli general vardır, şu halde bunun Devlet Bakanlığı ve Başbakanlıktan geçse dahi Cumhurbaşkanlığından geçemeyeceğini çok iyi bilen Yaşar Tunagür bir sahtekârlığa başvurmuş ve Ahmet Karakullukçu ismindeki şahsın Yüksek İslâm Enstitüsü mezunu ve Hukuk Fakültesi mezunu olduğunu iddia etmiş ve kararnameye de böyle yazdırmıştır. Bu kayıtlar bulunmadan önce tâyini çıkmış ve imza kendisine gönderildiği zaman; «Aman, ne yapıyorsunuz bu adam Hukuk Fakültesi ve Yüksek İslâm Enstitüsü mezunudur, kararnameye bunu böyle yazın da getirin diye Nüket Atlıhan isimli memur hanıma emir vermiş ve bu memur hanım da bunu böyle yazıp götürmüş ve bu Devlet Bakam ile Başbakan tarafından da imzalanmış, Cumhurbaşkanlığına gönderilmiş ve maalesef oradan da geçmiş ve bu sahte kararname T. C. Resmî Gazetesinde neşredilmiştir.

İHSAN KABADAYI (Konya Milletvekili) — Muazzam adammış, Ortaçağda olsaydı Timur olmuştu.

MEHMET ÖZGÜNEŞ (Devamla) — Yalnız Ahmet Karakullukçu şefi kadar cesur değildir, kendi el yazısı ile bir gazeteye verdiği beyanatta Hukuk Fakültesi mezunu olduğunu iddia etmiş, Yüksek İslâm Enstitüsü mezunu olduğunu söylememiştir. Bunun üzerine mesele İzmir Savcılığına intikal ettirilmiş (ben Hükümete soru açmışımdır bunun için) ve İzmir Savcılığı yapmış olduğu tahkikat sonunda Ahmet Karakullukçu’nun sadece imam – hatip okulu mezunu olduğu, ne Ankara Hukuk Fakültesiyle, ne İstanbul Hukuk Fakültesiyle uzaktan, yakından bir ilişiği olmadığını tesbit etmiştir. Yine izmir Savcılığı Ahmet Karakullukçu’nun Yüksek İslâm Enstitüsünün kapısından dahi içeriye girmediğini tesbit etmiştir.

Bundan daha evvel açılan bir tahkikat sonunda 10 tane şahsın ifadesine müracaat edilmiş ve bunların içinden istisnasız hepsi ya bir kısmı; «Ben bilmiyorum, haberim yok» demiş¬ tir. Fakat diğer kısmı (Nüket Atlıhan gibi, Personel Başkanı ve diğerleri gibi) demişlerdir ki; «Bu sahte kararnameyi Yaşar Tunagür yaptırdı.» Bütün bu ifadeleri toplamış ve bir yazıya bağlayarak Yaşar Tunagür hakkında idari ve adlî kovuşturma açılması için Diyanet İşleri Baş¬kanlığı resmen Devlet Bakanlığına müracaat etmiştir. Devlet Bakanlığı bu yazının yeniden incelenmesi için, tekrar tetkik edilmesi gayesiyle geri göndermiş ve bundan sonra Diyanet işleri Başkanlığında bu yazı imha edilmiştir.

İHSAN KABADAYI (Konya Milletvekili) — Yazıklar olsun. Devlet Bakanı kim o zaman

MEHMET ÖZGÜNEŞ (Devamla) — Yazının tarihi 14.10.1967 dir. Bu sahtekârlığın iyice ortaya çıkması için ve cidden belki de ilk defa Türkiye’de bir resmî gazetede sahte bir kararname neşrine sebebolan bu hâdisenin nasıl olduğunu kısaca Sayın Atlıhan’ın ifadesinden belirtmek istiyorum.

«11 . 10 . 1967 günlü yazınızla izmir Müftüsü Ahmet Karakullukçu hakkında istenilen malûmata yazılı olarak cevabımdır: Özlük İşleri Müdürlüğü Tâyin Bürosunda çalıştığım sıralarda Erdek Müftüsü Ahmet Karakullukçu’nun izmir Müftülüğüne naklen tayini için kararname yazılması makam tarafından emredilmişti. Ben bu kararnameyi emir gereğince yazdım, fakat tahsil durumundan bahsetmemiştim, bu kararnameyi imzaya yollamıştım. O zaman Özlük İşleri Müdürlüğüne halen Evrak ve Yazı işleri Müdürü olan Yaşar Gökten Bey, Personel Dairesi Başkanlığına da Rahmi Özer Bey bakı¬ yordu. Kararname bu iki kanaldan imzalanarak muavin Yaşar Tunagür Beye gönderildi. Bilâhare kararname tashih edilerek ye üzerine bir not takılmış halde muavin Yaşar Tunagür Beyden geri geldi. Bu arada beni yukarıya, makamına çağırarak – Bu kararnameye tahsil yazmamışsınız, ben bu zatı çok iyi tanırım, iki fakülte mezunudur. Hem Hukuk Fakültesini, hem de Yüksek islâm Enstitüsünü bitirmiştir.

Haydi evlâdım çabuk yaz getir dedi. Ben de bana verilmiş olan emri söylediği şekilde ve tashih edildiği gibi yazdım ve gönderdim. Kararname tekrar imzadan çıkıp bana geldiğinde tashih edilmiş şekli ve not yoktu. Kararnamenin Başkanlıktan gelmesini beklemek üzere intizar dosyasında bizde kalan kısmı koydum. Bu hususta bildiklerim bundan ibarettir. Mukaddesatım üzerine yemin ederim. «İmza: Nü ket Atlıhan Derleme ve Yayın Müdürlüğü memuru.

Evet arkadaşlarım, bütün bu belgeler toplanmış Devlet Bakanlığına gönderilmiş fakat Devlet Bakanlığı bunun hakkında idarî veya kazaî her hangi bir işleme gitmemiştir. Zaten ne zaman arkadaşlarım, Yaşar Tunagür’e meselenin ucu dokunmuşsa orada mesele bitmiştir. Çünkü herkes hissetmiştir ki Yaşar Tunagür’e güçlerinin yetmesine imkân yoktur.

Muhterem arkadaşlarım;
Yaşar Tunagür’ün marifetlerinden çok önemli bir kısmı da 1969 seçimlerinden önce diyar diyar dolaşarak propaganda yapmasıdır. 1969 seçimlerine fiilen katılmasıdır. Bu konuyu başından başlayarak kısaca arz etmeye çalışacağım :

1969 seçimlerinden 15 gün kadar önce (bu söylediklerim Diyanet İşleri Başkanının mahkemeye verdiği ifade ile sabittir ve halen Diyanet İşleri Başkan Vekilliği yapan Lûtfi Doğan’ın mahkemeye verdiği ifade ile sabittir) Yaşar Tunagür Diyanet İşleri Başkan Vekilinin odasına girmiş ve demiştir ki: «Ben bir müddet yokum.» Diyanet İşleri Başkanı kendisine: «Yaşar bey bu sıralarda senin ve benim seçim esnasında memleket sathında gezmemiz hem şahıslarımız için, hem de Diyanet İşleri Teşkilatı için uygun olmaz, dedikodulara sebep olur. Onun için gitme.» Bunun üzerine Tunagür demiştir ki; «Ben gidiyorum, o kadar.» Ve Yaşar Tunagür cidden izin dahi almadan doğru buradan gitmiştir.

Şimdi bir şahit bu geziyi şöyle anlatmaktadır. Bu şahidin ismi İzzet Yeşiibaş’dır. «Ben Siirtliyim, Yaşar Tunagür de Siirtlidir. 1969 seçimlerinden takriben 25 gün kadar önce sabık Başbakan Süleyman Demirel tarafından, Ankara Belediye Meclis Üyesi falan kimse tarafından belediye başkanından senelik iznimi alarak ve dönüşte bana bâzı vaadlerde bulunarak ve yapmadığım takdirde tecziye edilip işimden atılacağım ima edilerek, Adana yoluyla Güneydoğuda 14 ilde siyasi olarak A.P. lehine faaliyet göstermek üzere gönderildik. Siirt’te Yaşar Tunagür’ün de aynı faaliyette bulunmak üzere bize iltihak edeceğini söylediler. 14 il, ilçe ve köyleri, Adana, Gaziantep, Urfa, Diyarbakır, Siirt, Bitlis, Van, Muş, Elâzığ, Malatya, Kayseri, Nevşehir, Kırşehir ve Erzurum illerinde dolaştık. Faaliyetlerimizin esas merkezi Siirt, Diyarbakır, Bitlis ve Van’dı. Yaşar Tunagür’ü de daha önceden tanırdım. Katî söylemiyeceğim; seçimden 15 ilâ 16 gün önce Siirt’e vardık ve Yaşar Tunagür’ün Batman’a Diyarbakırdan geldiği haberi verildi. Diyarbakır’a uçakla, karadan trenle Batmana geldi.

Ben ise, 06 BH 599 plâkalı Wolksvagen arabamla Siirt Müftüsü Haydar Hatipoğlu ve parti il teşkilâtından birkaç kişiyle Batman’a giderek Yaşar Tunagür’ü Siirt’e getirdik. Siirt’¬te görevli olanlardan ileri gelenlerini müftülük binasında toplayarak; «Mutlak surette Adalet Partisini destekleyerek Siirt’ten 4 milletvekili çıkmasını temin etmelisiniz. Şayet çıkarmazsanız benden bir şey istemeye gelmeyin.» dedi. Yanımda bulunan diğer bahsettiği zat da orada idi. Ben bir müddet orada kaldım, iş için benden A. P. aleyhinde olan din görevlilerinin listesini istedi; ben vermedim, zorlukla atlattım. Siirt’teki lâkabı Yaşarof. Ertesi gün Siirt’in Killi nahiyesine gittik. Molla Fethullah’ın evinde oranın ileri gelenlerini ve birkaç hocayı toplıyarak; «Ben buraya Hükümetin mümessili olarak geldim.» Yaşar Tunagür diyor; «Ben buraya Hükümetin mümessili olarak geldim. Ne yapın yapın oylarınızı Adalet Partisine vereceksiniz. Siirt’ten 4 milletvekili çıkacak.» dedi. Bir saat sonra Siirt’e döndük. Aynı gün saat 18,00 – 19,00 sıralarında, önceden haberli olan eşkıya Hakimo, Siirt’in 20 kilometre kadar ileride Gardia ile Eruh arasındaki ışıklı parola işaret vermesinden sonra adamları bizi, ben ve Yaşar Tunagür’ü, parti il teşkilâtından berber Apdullah Güldoğan ve birkaç kişiyle eşkiya Hakimo ile Güldoğan’ın – Yaşar Beyin Siirt’teki bir numaralı adamıdır – köyündeki evine götürdüler. Eskiya Hakimo ile yemekten sonra, aralarında Kürtçe konuştuktan sonra, A. P. lehine faaliyet göstermesi için Yaşar Bey 40 bin lira avans verdi. Orada görevlilerden kimse yoktu. Sabaha karşı Siirt’e döndük; istirahat ettikten sonra o günün akşamına doğru Yaşar Beyi götürmek için Bitlis Müftüsü Abdülkerim Efendiyle birkaç kişi geldiler. Gelenleri tanımıyorum; ben o gece Siirt ve Bitlis Müftüsü ile Yaşar Beyi arabama koyarak Baykan kazasına kadar götürdüm. Ben de yanlarında olduğum halde, o gece bir evde, din görevlisi olduğunu öğrendiğim şahıslarla bir saat kadar Kürtçe nutuk verdi. Ben kısmen anlıyordum. «Siz Adalet Partisine çalışmazsanız sizi tarumar edeceğim.» dedi; onları tehdit etti. Ayni gece Bitlis’ten gelen heyete Yaşar Beyi teslim ettim; benim buradaki görevim, Yaşar Beye muhafızlık ve rehberlik idi. Din görevlileri masumdur, korkularından yüzüne karşı gü¬lüyorlardı. Oralarda yaptığı konuşmalardan edindiğim malûmat ve köylülerden işittiklerim, Yusuf Azizoğlu’nun Başbakan olması için şimdilik Adalet Partisi adına propaganda yaptığını ve esas maksadının tamamen başka bir Devlet için çalışmak olduğunu belirtti. Beni Siirt Ceza evinde tutuklu Hamido’ya bir kutu Hacıbekir şekeriyle, 10 paket Yeni Harman sigarası vererek ziyarete gönderdi ve kendisinin selâmı¬nı tebliğ ettirdi. Ben de aynını yaptım. 1969 seçimlerinden sonra Ankara’da beni evine çağırdı ve Siirt’te umduğu neticeyi alamadığını, A. P. lehine arzu edilenin görülmediğini belirtti».

NİHAT BAYRAMOĞLU (Bolu Milletvekili) — Yahu neden Bolu’ya, Sakarya’ya gelmiyor da Siirt’e gidiyor ?

MEHMET ÖZGÜNEŞ (Devamla) — Arkadaşlarım, Yaşar Tunagür’ün 1969 seçimlerinde Siıirt’te ve Bitlis’te yapmış olduğu faaliyet Diyarbakır ve Siirt illeri örfi İdare Komutanlığının bir raporuyla Hükümete bildirilmiştir. Bu rapor çok gizli kaydını taşıdığı için hepsini okuyamıyacağım. Eğer Yüce Meclis gizli bir toplantı yaparsa bu raporun hepsini de okuyabilirim, rapor elimde. Şimdi bu rapor ki,…

MUSA DOĞAN (Kars Milletvekili) — İşine gelen tarafını oku…

MEHMET ÖZGÜNEŞ (Devamla) — Okuyacağım rapor Diyarbakır – Siirt illeri Sıkıyönetim Komutanlığının. Türk Silâhlı Kuvvetlerinin namuslu ve şerefli elemanlarının başında bulunduğu bir teşkilâtın raporudur. Bu raporun benim işime geleni, Halk Partisinin işine geleni, Adalet Partisinin işine geleni olmaz. Bu rapor gerçekleri aksettirir.

MUSTAFA KEMAL YILMAZ (Ankara Milletvekili) — Sayın Özgüneş… (A. P. sıralarından gürültüler.)

BAŞKAN — Müdahale buyurmayın efendim.. Müdahale buyurmayın. (A. P. sıralarından gürültüler, anlaşılmıyan müdahaleler.) Müdahale etmeyin…

HASAN TOSYALI (Kastamonu Milletvekili) — Sayın Başkan, ben…

BAŞKAN — Siz de müdahale etmeyin; oturun… Hatip kürsüde konuşuyor, oradan konuşmanın usulü var mı?..

HASAN TOSYALI (Kastamonu Milletvekili) — Sayın Başkan, gizli celse teklif edeceğim.

BAŞKAN — Canım, usulüne göre yaparsınız o teklifinizi oturun… içtüzüğe bakın, yapın…

MEHMET ÖZGÜNEŞ (Devamla) — «Killi Bucağının Kur’an Kursu binasında ve Ulucami, Fakirullah Camiinde ekserisinin din adamlarının teşkil ettiği önce Arapça, sonra Kürtçe olarak «Adalet Partisinin destekleneceğini, Diyanet İşleri resmî kadrosunda olup da Adalet Partisini desteklemeyen ve oylarını Adalet Partisine vermeyenlerin işlerine son verileceğini belirtmiştir. Siirt Müftüsü Haydar Hatipoğlu’nun da buna ilâveten, Yaşar Tunagür’e, bu hususta itimat edilmesini ve bizzat başta kendisi olmak üzere, herkesin Adalet Partisini destekleyeceği konusunda senet verdiği öğrenilmiştir. Büyük topluluk dağıtıldıktan sonra, yalnız görevlendirdikleri ve yukarıda isimleri açıklanan din görevlileri arasında birçok konuların görüşüldüğü; fakat bu konuların gizliliğine çok dikkat edildiği için toplantıda konuşulanlar öğrenilememiştir.» diyor. Yani, örfi idare Komutanlığı, Yasar Tunagür’ün 1969 seçimlerinden önce Siirt ve Bitlis illerinde fiilen propaganda yaptığını ve bir partiye oylar verilmediği takdirde din görevlilerinden bunu vermeyenlerin işine son verileceğini belirtiyor. Ayrıca Hatipoğlu soruyor, Siirt Müftüsü: «Bunu yapmıyanları ne yapacağız?» «Hepsini kovacağız.» diyor…

MUSA DOĞAN (Kars Milletvekili) — Senedi hangi noterden almışlar?

BAŞKAN — Sayın Doğan, müdahale buyurmayın.

MUSA DOĞAN (Kars Milletvekili) — Hayır Beyefendi, senet diyorlar da, hangi noterden almışlar diye soruyorum.

MEHMET ÖZGÜNEŞ (Devamla) •— Bir sohbet esnasında…

BAHA MÜDERRÎSOĞLU (Konya Milletvekili) — inandınız mı?

MEHMET ÖZGÜNEŞ (Devamla) — Okuduğum Diyarbakır örfi İdare Komutanlığının raporudur. «Bir sohbet esnasında din adamlarından birinin Süleyman Demirel Mason olduğu halde din hakkındaki tutumu Yaşar Tunagür’e sorulduğunda «Demirel beni değil, ben Demirel’i idare ediyorum.» demiştir.

BAHA MÜRERRİSOĞLU (Konya Milletvekili) — İnandınız mı? Hayal ile uğraşmayalım, gerçekleri konuşalım; bunlar hayal…

MEHMET ÖZGÜNEŞ (Devamla) — Örfi idare Komutanlığı söylüyor. (A. P. sıralarından anlaşılmayan müdahaleler.)

BAŞKAN — Sayın Müderrisoğlu, müdahale buyurmayınız.

BAHA MÜRERRİSOĞLU (Konya Milletvekili) — Sayın Başkan, hasta insanların beyanları bunlar, bunlar olmaz.

BAŞKAN — Müdahale buyurmayınız. Hatip konuşuyor efendim.

MEHMET ÖZGÜNEŞ (Devamla) — 1966 yılında Diyanet İşleri Başkanlığının bir sorusuna cevaben MİT Müsteşarlığı, çok gizli bir raporla bâzı müftülerin Barzani ile ilişkisi olduğunu bildirmiştir. Diyanet işleri Başkanlığı MİT Müsteşarlığının bu çok gizli yazısını aldıktan sonra, bu MİT Müsteşarlığının raporunda ismi geçen müftülerin evlerine ikişer tane müfettiş göndererek, evlerinde ve müftülük binalarında arama yaptırmıştır. Vaktinizi almamak için bu aramaların, savcılıktan alman arama kararlarının numaralarını, tarihlerini söylemiyorum. Gayet tabiî ki,…

REFET SEZGİN (Çanakkale Milletvekili) — Yazıyı ben yazdım. (A. P. sıralarından «Yazıyı ben yazdım diyor» sesleri.)

BAŞKAN — Müdahale etmeyin, müdahale buyurmayın.

MEHMET ÖZGÜNEŞ (Devamla) — Bu “müfettişler evvelâ savcılara müracaat etmişler, savcılıktan aldıkları kararlarla gitmişler, evleri aramışlar. Tutak Müftüsü Abdurrahman Dürre’nin evinde, yurdumuzun bir bölgesini silâhlı isyana teşvik eden bir ihtilâl beyannamesi bulunmuş tur. Bu beyannamenin bir sureti, bir fotokopisi, Sayın ibrahim Elmalı tarafından Cumhurbaşkanına gönderilmiş ve bundan da bir fotokopi tarafımızdan alınmıştır. Binaenaleyh, bu beyanname elimdedir.

GÜNGÖR HUN (Sakarya Milletvekili) — 27 Mayıstan sonra da öyle beyannameler ortaya çıktı.

MEHMET ÖZGÜNEŞ (Devamla) — Bu beyannamede aynen, arkadaşlarım, şöyle söylenmektedir. Denilmektedir ki; «Başka hiçbir çare yoktur. Silâha sarılacaksınız; isyan edeceksiniz.» Yine bu ihtilâl beyannamesinde Türk Milleti en galiz, en alçakça kelimelerle tahkir edilmektedir. Yine bu beyannamede Türk Silâhlı Kuvvetleri tahkir edilmektedir. Bu beyannamenin yanında bir şiir bulunmuştur; Kürtçe yazılmış bir şiir. Burada Türk Milleti ağır şekilde tahkir edilmektedir. Sayın ibrahim Elmalı 378 sayılı yazı ile bunları Başbakanlığa göndermiştir. Başbakanlık da, yine bende tarih numarası belli, bir yazı ile bunu Devlet Bakanlığına havale etmiştir; hem şiiri, hem de ihtilâl beyannamesini… Ayrıca Kürtçe yazılmış bir şiirde Barzani, «Napolyon’u Zaman» olarak tavsif edilmekte, övülmekte ve kendisi «Mehdi» olarak belirtilmektedir.

Arkadaşlarım, bütün bu vesikalar, diğer baş¬ ka iki müftünün evinde bulunan vesikalar da d⬠hil, Diyanet işleri müfettişleri tarafından Baş¬ kanlığa intikal ettirilmiştir. Bu arada Sayın İbrahim Elmalı’nın iddiasına göre, Sayın Refet Sezgin ve Yaşar Tunagür bir çabaya düşmüşler; bu vesikaları mutlaka elde etmek çabası içerisine girmişlerdir. Diyanet İşleri Başkanı bu ihtilâl beyannamesini Türklüğü, Türk Silâhlı Kuvvetlerini tahkir eden şiirleri vermemiştir, Devlet Bakanına. Evvelâ 6 ncı Notere götürülmüştür, bunlar orada tercüme ettirilmiştir. Çünkü eski yazıyladır, yeni harflere tercüme ettirilmiştir, fotokopileri çıkarılmıştır, fotokopileri Cumhurbaşkanına bir kurye ile gönderilmiştir, işte burada Sayın ibrahim Elmalı büyük bir feraset göstermiştir; Devlet Bakanına, MİT Müsteşarlı¬ğına ve diğerlerine yazıyla gönderdiği için bunların bir kısmı giderken imha edilmiştir; daha gönderilirken imha edilmiştir. Fakat, Cumhurbaşkanına gönderdiği vesikaları bir kurye ile göndermiştir. Bu kurye Sayın Cumhurbaşkanı¬nı Erzincan’da bulmuş, kendisine Erzincan’da bunu teslim etmiştir ve böylelikle bu vesikalar ortaya çıkma imkânını bulabilmiştir.

Bundan sonra, Devlet Bakanının ve Yaşar Tunagür’ün bu vesikaları elde etmek için – iddia Sayın İbrahim Elmalı’nındır, Sayın Cumhurbaş kanına yazdığı mektupta öyle diyor – gayretlerine mukavemet eden Diyanet işleri Başkanlığı, müfettişler bu vesikaları tamamladıktan ve fezlekeye bağladıktan sonra Devlet Bakanlığına göndermiştir. Bu fezlekede, bu ihtilâl beyannamesi özetlenmekte, şiir aynen konmakta ve denilmektedir ki; «Bu suçlar vazifeden doğma suçlar değildir. Bu zevatın derhal mahkemeye verilmesi için bu fezlekenin savcılığa tevdii icabeder».

Arkadaşlarım, ne savcılığa verilmiştir, ne başka bir tahkikat yapılmıştır, ne de Yaşar Tunagür’e en küçük bir ikazda bulunulmuştur. Olduğu gibi evrak imha edilmiştir. Bir noktayı daha açıkça tekrar etmek zorundayım; yüzlerce, binlerce evrak, Diyanet işleri Başkanlığında ve Devlet Bakanlığında imha edilmiştir. Ben geldiğim zaman, Devlet Bakanlığına geldiğim zaman ilk işim, Diyanet işleri Başkanlığıyla Devlet Bakanlığı arasındaki gizli yazışmalara ait dosyayı istemek olmuştur. Böyle bir dosyayı bulamamışımdır. Bunun üzerine özel Kalem Müdürüne sormuşumdur, özel Kalem Müdürü demiştir ki; «Sayın Hüsamettin Atabeyli’dedir». Sayın Hüsamettin Atabeyli’ye bir yazı yazmışımdır,.

HÜSAMETTİN ATABEYLİ (Erzincan Milletvekili) — Gizli dosya yok.

MEHMET ÖZGÜNEŞ (Devamla) — Demişimdir ki: «Devlet Bakanlığiyle Diyanet işleri Başkanlığı arasındaki gizli yazışmalara ait dosyanın sizde olduğunu Özel Kalem Müdürü beyan etmektedir; bunu gönderin.» Dizi pusulası olmayan, tarihler bakımından birbirini tutmayan perişan bir dosya bana gelmiştir. Ben bununla sureti katiyede Hüsamettin Atabeyli’nin bu dosyadan bâzı belgeler aldığını iddia etmiyorum; aksine tenzih ederim. Devlet Bakanlığı yapmış bir zatın her hangi bir Devlet belgesine el koyacağını, buna benzer bir iş yapacağını zannetmem ; sureti katiyede bunu aklımdan geçirmem. Ama arkadaşlarım, gerçek şudur ki, bu belgeler ne Devlet Bakanlığında vardır, her iki Diyanet İşleri Başkanlarının yazdığı yazılarda; ne de Diyanet işleri Başkanlığında vardır. Diyanet İşleri Başkanlığının bu yazıları yazarken, elbet bir kopyasını Diyanet İşleri Başkanlığında bırakması lâzım. Diyanet işleri Başkanlığının bu yazıları Devlet Bakanlığına gönderdiği, Devlet Bakanlığının mukabil yazılariyle sabittir. Çünkü, Sayın Hüsamettin Atabeyli yazılarında; şu şu yazınızın karşılığıdır, diyor, öyle ise bu yazıların da mutlaka Devlet Bakanlığında ve Diyanet işleri Başkanlığında bulunması lâzımgelir ki, maalesef bu yazılar yoktur. Bu yazıları kimlerin kaybettiğini, nerelere gittiğini ortaya çıkarmak için tahkikat açtırdım. Bu tahkikat halen devam etmektedir. Elbette bir gün ortaya bu evrakı kim tahribetti, ne yaptı ortaya çıkacaktır. Yalnız bir müftü yardımcısı Diyanet İşleri Başkanlığı müfettişlerine verdiği ifadede; Yaşar Tunagür’ün, Abdurrahman Dürre’nin mahkemeye sevk edilmesini, Sayın Refet Sezgin’in baskısiyle ben önledim, dediğini ifade etmiş¬ tir. Halen bu zat müftü yardımcısıdır. Demiştir ki, «Evet, Yaşar Tunagür’e gittiğim zaman bana dedi ki, Abdurrahman Dürre’yi mahkemeye gitmekten ben kurtardım, Sayın Refet Sezginin baskısiyle.» demiştir. Sonra da ilâve etmiş; «İyi oldu.» demiştir.

Şimdi bu şahidin sözleri doğru mudur, yanlış mıdır? Elbetteki adlî makamlar huzuruna çıktığı zaman bunlar ortaya çıkacaktır.

Arkadaşlar, şimdi Sayın ibrahim Elmalı’nın, Özel Kalem 328 ve Ankara. 18 . 10 . 1966 tarihiyle Sayın Süleyman Demirel’e yazmış olduğu yazıdan bâzı pasajlar okuyacağım :

«Sayın Süleyman Demirel
Başbakan.
Aylardan beri Başkanlığımızı huzursuz eden bir oyunla karşı karşıyayım. Bu oyuna fırsat vermek istemiyen şahsım ve mesai arkadaşlarım çeşitli töhmetler altında bulundurulmaktadır, içten ve dıştan olmak üzere çift yönlü harekete geçirilen bu oyun, Muavinim Yaşar Tunagür tarafından tezgahlanmakta, Diyanet İşleri Başkanlığını tedvire memur Devlet Bakanı Refet Sezgin tarafından da fiil sahasına konulmaktadır.
Olay, Başkanlık görevinden alınmak istenmeme kadar ileri giden olaylar zinciri, muavinim Yaşar Tunagür’ün bâzı yetkilerinin tarafımdan alınmasiyle başlamıştır.
Tunus seyahatine çıkmadan, 633 sayılı Kanunun verdiği yetkiye dayanarak tâyin, nakil, azil ve emeklilik işlemlerinde imza yetkisini Muavin Yaşar Tunagür’den aldım ve ikinci muavinim Cemalettin Kaplan’a verdim.
Bu tasarrufum muavin Yaşar Tunagür ve Bakan Sezgin tarafından her nedense hoş karşılanmadı. Tunus seyahatimin yarıda kesilmesi bu hoş karşılanmayısın sonucudur.
Tunus’a yaptığım seyahati mütaakıp bu tasarrufun iptali için çok tazyikler yapıldı. Zira, kendisine verdiğim bu yetkileri suiistimal ettiği, haberim olmadan mühim tasarruflara giriştiği, dilediğini emekli yapıp, naklederek, başında bulunduğum Diyanet Teşkilâtını karıştırdığını müşahede ettim. Bakan Refet Sezgin, bu tasarrufun iptali için Başkanlığıma resmî yazılar yazdı. Ben de 633 sayılı Kanundan aldığım yetkiyi savunduğum tasarrufuma her ne pahasına olursa olsun sadık kalacağımı bildirince başka çareler aradı. Bu kere, bir tehditle, ikinci muavinim Cemalettin Kaplan’ın Başkan Muavinliği görevi iptal edildi, iptal keyfiyetiyle ilgili olarak araya girenlere, Bakan Sayın Refet Sezginin, Yaşar Tunagür’ün eski görevleri iade edilmedikçe bu işlemden vazgeçmem, Yaşar Tunagür için bütün Diyanet Teşkilâtını feda edebilirim, mealinde sözler söylediği öğrenildi.
Muavin Cemalettin Kaplan’ın görevinden affı da bir fayda temin etmeyince, bütün olup bitenlerde tek engel gibi mütalâa edildiğim için Başkanlık görevimden affım çareleri araştırılmaya başlandı.
Bu, güç bir işti. Zira zatıâliilerinin bu tasarrufa olur demesi çok şüpheliydi. Fakat, her nasılsa verilen yanlış malûmatla zatıâlilerinizde bu tasarrufa ikna edildiği zehabı uyanmaktadır. Bu konuda benimle bir def acık olsun görüşmüş ve oynanmak istenen oyunun mahiyetine muttali olmuş olsaydınız, vatanseverliğiniz bu oyuna müsamaha ve müsaade etmiyecekti.
Bu görev taksimi ve salâhiyet kısıtlanmasının olayları bu hale getiren gerçek sebepleri neydi? Bunları sırasiyle özetlemek gerekirse :
Tâyin, nakil, azil ve emeklik işlemlerinde itimadettiğim için kendisine salâhiyet verdiğim Yaşar Tunagür, Devlet Bakanı Sayın Sezgin’in hemşehrisi ve sıkı dostu, Tunagür’ün ifadesine göre çocukluk arkadaşıdır…»

Arkadaşlarım, burada bir noktayı belirteyim : Yaşar Tunagür sık sık birçok Devlet adamlarının kendisinin yakın adamları olduğunu iddia eder. Diyanet İşleri Başkanlığında açıkça, Sayın Süleyman Demirel ailesiyle yakınlığı olduğunu, onun Çankaya Yeşilyurt sokaktaki evinde bedava oturacak kadar bu yakınlığın ileri gittiğini ifade etmiştir ve bu, 1969 da bir müftü tarafından Başbakana ve Cumhurbaşkanına verilen raporda belirtilmiştir.

«Maliye Bakanı bana o derece yakındır ki, benimle konuşurken saygı ifadeleri kullanırdı,» demiştir.

Yine aynı şekilde – doğru mudur, yanlış mı¬ dır ben bilemem gayet tabiî – Sayın Sezginle gayet yakın ilişkilerinin olduğunu etrafa yayarak; hattâ Sayın Sezgin Devlet Bakanlığından ayrılıp Enerji ve Tabiî Kaynaklar Bakanlığına geçtikten sonra da bu yakın alâkanın devam ettiğini iddia edecek kadar, etrafa tazyik yapmaya, kendisini güçlü kuvvetli göstermeye çalışmıştır.
Yaşar Tunagür ayrıca, gazetelere kendi eliyle verdiği beyanatta yüksek mühendis olduğunu belirtmiş ve bu sayede etrafta birtakım nüfuz sağlama çarelerine girişmiştir. Yazıyı okumaya devam ediyorum :

«… Bir politik kişinin Diyanet Teşkilâtı merkezinde mühim bir mevki işgal eden bir memur vasıtasiyle her türlü isteğini yerine getirme isteği, teşkilâtımızı karıştırmış, başında bulunduğum Diyanet Teşkilâtında huzursuzluk ve dedikodu almış yürümüştür.

Bunları hissettiğim anda, Yaşar Tunagür’e evvelce verdiğim yetkileri geri aldım; ikinci muavin Cemalettin Kaplan’a verdim.
Muavin Yaşar Tunagür’ün empozesiyle Çankırı Vaizliğinden Tekirdağ Müftülüğüne tâyin ettiğimiz ve sonradan bölgeci zihniyet taşıdığını öğrendiğim Ali Aslan’ın Aydın Müftüsü Mehmet Şirin’e yazdığı bir mektup, zarfıyle Türkiye Din Görevlileri Federasyonunun eline geçmiştir. Bu mektubun fotokopisi Federasyonca Başkanlığıma intikal ettirilmiştir.
Mektuba göre, Diyanet İşleri Başkanı tardedilecek, Başkan Muavini Cemalettin Kaplan ile, Başkanlıkta mühim mevkiler işgal eden zevat görevlerinden uzaklaştırılacaktır. Yüksek Din Kurulu feshedilecektir. Kurtuluş yakındadır. Solcu partiye isimleri kaydedilmiştir. Bu haberler Yaşar Tunagür’le, Hükümette mühim mevkiler işgal eden zevata atfen verilmektedir…»

Cidden bu mektubun bir fotokopisi bizde vardır. Bu mektupta deniliyor ki :
İfade şöyle başlıyor : «Kükremiş arslan Yaşar Tunagür’le Ankara’da beş saat görüşmekle şerefyab oldum…» ve ondan sonra bütün bunları anlattıktan sonra bu zat diyor ki; «bunları kendiliğimden söylemiyorum. Bunları, büyük mevkilerde bulunan insanlara atfen ifade ediyorum…»

Tekrar yazıya dönüyorum.
«… Bu mektup mesnet kabul edilerek Teftiş Kurulu Başkaniyle bir müfettiş Tekirdağ’ına gönderilmiş; müftünün evinde yapılan aramalarda memleketimizin millî güvenlik ve bütünlüğünü yakından alâkadar eden belgeler ele geçirilmiştir.
Aydın’a da ayrıca iki müfettiş gönderilmiş, orada da yapılan aramada ele geçirilen belgeler arasında bilhassa Nasır’a hitaben yazılan bir mektup dikkati çekmiştir.
Tahkikat sırasında müfettişlerimiz Tekirdağ Müftüsüne işten el çektirmişlerdir. Mumaileyhi başkanlık emrine alma teklifimiz ise Devlet Bakanlığının 13 . 10 . 1966 tarih ve 5267 sayılı yazısiyle reddedilmiştir.

Müfettişlerce tahkikat sonuna kadar işten el çektirilmesi talebinin bakanlıkça iptali ve müftünün vazifesi başına dönmesi için bizzat Bakan tarafından Tekirdağ Valiliğine emir verilmiştir.
Ali Aslan’ın evinde yapılan aramada, İstanbul’da meskûn Saadettin Yüksel’in Ali Aslan’a hitaben yazdığı bir mektup ele geçirilmiştir. Bu mektuptan Millî Emniyetimizce kürtçü ve solcu olduğu müseccel olan Tutak Müftüsü Abdurrahman Dürre’nin mukaddes gayeler için çalışmadığı, korkak olduğu ifade edilmektedir.
Bu mektup esas alınarak Tutak Müftüsü Abdurrahman Dürre hakkında tahkikat açılmış ve müfettişlerimiz tarafından yapılan arama sonunda, bir tomar tetkike değer belge ve gizli kurt cemiyetinin 25 sayfalık, elden ele dolaşan, el yazması bir risale de ele geçirilmiştir.

Albdurrahman Dürre ifadesinde, bu risalenin Norşin’de Şeyh Taha’nın medresesinde elyazısiyle dağıtıldığını, çoğaltılarak etrafa yayıldığını ifade etmiştir.
Bu vesikanın Türkçe yeni harflerle bir sureti ilişiktir. Risalede Şeyh Sait İsyanı ve Dersim harekâtı anlatılmakta olup kürt gençliğine hitabederek Türklerden intikam alınmasını ve müstakil bir devlet kurulması için savaşa hazırlanmaları istenilmektedir.

Bu vesikanın elyazıisiyle teksir edilerek gençler arasında dağıtıldığını Abdurrahman Dürre itiraf etmiştir.

Vesikanın sonuna doğru, isyan edilecek mıntaka tül ve arzı verilerek haritası çizilmektedir. Buna göre, Sivas dâhil Şark vilâyetlerimiz ayrılmaktadır.

Irak’ta isyan halinde bulunan Molla Mustafa Barzani övülmekte ve kendisinin mehdi olduğu ifade edilmektedir.
Abdurrahman Dürre’nin evinde ele geçirilen bir vesikada Türklüğe ve mukaddesatımıza sövülmekte ve bu şiirin bütün teşkilâta duyurulması istenilmektedir. Şiirin altında da dernek başkanı imzası vardır…»

Türklüğe hakaret eden bu şiir için, «Bütün teşkilâta duyurun,» deniliyor ve altında da dernek başkanının imzası var.
«… Diğer iki mektup Derik Müftüsü Kâmil Yalçın’dan gelmektedir. Bunlarda şeyhliğe sövülmekte, solculuğu ile tanınan Emin Bozaslan övülmektedir.
Abdurrahman Dürre’nin evinde ele geçen bir karttan, Abdurrahman’ın Ali Aslan ile sıkı teması olduğu, Ali Aslan, Abdurrahman Dürre ve diğer şahısların Diyanetteki işlerinin Yaşar Tunagür tarafından takibedildiği anlaşılmaktadır.

Abdurrahman Dürre’nin evinde ele geçirilen diğer mühim tomar evrak henüz tetkik edilmemiş olup, bunlardan yeni birtakım ipuçlarının da meydana çıkacağı muhakkaktır. Tahkikatımız isimleri devam etmektedir. Tahkikat sırasında isimleri elde edilen şahıslar hakkında da tahkikata geçilmektedir. Elde edilen mühim vesaik, Sayın Cumhurbaşkanımıza, Başbakanlığa, Devlet Bakanlığına, Millî Güvenlik Kuruluna ve Millî Emniyet Teşkilâtımıza gönderilmiştir. Bundan böyle ele geçecek vesaik, alâkalı makamlara ulaştırılacak ve millî bütünlüğümüzü tehdideden bu kabil davranışlar Hükümet ve Devlet adamlarımıza duyurulacaktır.

Bu tahkikatın açılıp genişletilmesi, Devlet Bakanı Sayın Refet Sezgin ile, Muavinim Yaşar Tunagür’ü her nedense rahatsız etmektedir. Bu sebeple müfettişlerimiz ve Teftiş Kurulu Başkanı devamlı tazyike mâruz bırakılmakta ve tahkikat ile ilgili eldeki mevcut vesaik, bu hadisenin mahiyeti henüz vuzuha kavuşmadan ve tahkikat bitmeden Bakan tarafından istenilmektedir. Vesikalar verilmediği için de Teftiş Kurulu Başkanına, Sayın Bakan tarafından, gelen heyetler huzurunda, hakaretâmiz sözler sarf edilmektedir.
Bütün bunlardan anlaşılacağı gibi, kudsî ve millî gayelere hizmet etmek maksadiyle kurulmuş bulunan Diyanet İşleri Başkanlığı birtakım bölücü ve yıkıcı maksatlara alet edilmek istenmektedir. Bu yıkıcı ve bölücü davranışlarla, hissedildiği günden beri mücadele edilmiştir. Diyanet İşleri Başkanlığı görevi uhdemde kaldığı müddetçe emellerine muvaffak olamayacaklarını anladıkları için bizzat görevimden alınmam yolunda faaliyetlere girişmişlerdir.

39 yıllık Devlet memuriyetimin her safhasında vatanıma ve milletime, dinime karşılıksız hizmeti şeref telâkki eden bir Müslüman Türk evlâdıyım. Durumu ıttılaınıza saygılarımla arz ederim.»
Evet arkadaşlarım, görüldüğü gibi bu vesikalar hem Cumhurbaşkanına, hem Başbakana, hem de diğer makamlara gönderilmiştir.

Cumhurbaşkanı bu vesikayı aldıktan sonra gerek Başbakanın ve gerekse Devlet Bakanı Sayın Hüsamettin Atabeyli’nin dikkatini çekmiştir. Sayın Hüsamettin Atabeyli, Senatoda yaptıkları konuşmada Cumhurbaşkanı tarafından kendilerinin dikkatlerinin çekilmediğini ifâde etmişlerdir. Halbuki Sayın Cumhurbaşkanı şahitler huzurunda; birisi halen Çalışma Bakanı olan Sayın Ali Rıza Uzuner’e, bir diğeri Muzaffer Yurdakuler’e ve bir diğeri emekli orgeneral arkadaşımıza Başbakanın da Sayın Devlet Bakanının da dikkatini çektiğini ifade etmiştir.
Dikkat çekilmiş veya çekilmemiş, mesele burada mühim değil. Yalnız mühim olan nokta, Sayın Cumhurbaşkanının her hangi bir konuda hilafı hakikat beyanda bulunmıyacağıdır. Binaenaleyh, Sayın Cumhurbaşkanının söylediği sözler doğrudur; Başbakanın ve Devlet Bakanının dikkati çekilmiştir.

MUSA DOĞAN (Kars Milletvekili) — Onlarınki doğru, ama sizinki değil.

MEHMET ÖZGÜNEŞ (Devamla) — Buna rağmen, Sayın Cumhurbaşkanının dikkati çekmiş olmasına rağmen bu konuda her hangi bir işlem yapılmamıştır.
Sayın Hüsamettin Atabeyli bir yazılı soruma verdiği cevapta diyorlar ki, «Bu evrak on bir ay, o zamanki Teftiş Kurulu Başkanının masasında kalmıştır…»

Mümkündür. 1966 dan sonra 1967 ye kadar 11 ay Teftiş Kurulu Başkanının bu evrakı muhafaza ettiğini farzedelim… O takdirde nasıl olur, bizzat Başbakana İbrahim Elmalı tarafından yazı yazılmış, Başbakan da bunu Devlet Bakanına havale etmiştir. Şu halde Devlet Bakanlığının «Bu Teftiş Kurulu Başkanlığında kaldı 11 ay bizim bundan haberimiz olmadı» dediği hususu doğru değildir. Devlet Bakanlığının bundan haberi olmuştur. Bizzat Sayın İbrahim Elmalı, 328 sayılı yazı ile bunu Başbakanlığa göndermiş, oradan Devlet Bakanlığına intikal etmiştir.

İkinci husus :
Kabul edelim ki, Teftiş Kurulu Başkanı 11 ay bu evrakı muhafaza etmiştir. Burada iki soru ortaya çıkmaktadır. Ee… 11 aydan sonra ne yapılmıştır. 1967 yılımdan taa 1971 yılma kadar ne yapılmıştır, neden bu evrak savcılığa intikal ettirilmemiştir, neden gerekli takibat yapılmamıştır?

MUSA DOĞAN (Kars Milletvekili) — Sayı uğursuz da ondan.

MEHMET ÖZGÜNEŞ (Devamla) — Arkadaşlar, ben burada bir memleket problemini dile getiriyorum. Bizi 12 Marta götüren unsurların bir veçhesi örfi idare mahkemelerinde ortaya çıkarken, madalyonun bir diğer cephesini ben ortaya koyuyorum. Elbette ki, herkes burada, bu problemleri vatanperverliği ölçüsünde, idraki ölçüsünde değerlendirecek ve sonunda oyunu, ona göre verecektir. Eğer, benim ortaya koyduğum vesikalar açısından doğru olmadığını iddia eden varsa, bu kürsüye gelecektir diyecektir ki, «Senin okuduğun bu vesika Devlet arşivlerinde yoktur.» O zaman bunun Devlet arşivlerinin neresinde bulunduğu, nerededir, nasıldır, Cumhurbaşkanlığı bunu hangi numara ile göndermiştir? Bütün teferruatı ile ben buraya çıkarmaya hazırım.
Tekrar edeyim ki, ben burada sadece vesikaları konuşturuyorum. Devlet arşivinden vesikaları konuşturuyorum. Elbet herkes idraki ölçüsünde, vatanperverliği ölçüsünde bunları değerlendirecektir. Bazıların işine gelmeyebilir bu. Bu mümkün. Ama, ne yazık ki, gerçekler budur.

Erden ÜÇÜNCÜOĞLU

 

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir