DOLAR KURU, İRAN, VENEZÜELLA, ÇİN, PAPAZ VS !

 

İki ülke parasının birbiri karşısındaki değerini ifade eden “döviz kuru” zaten bir ucu içeride öbür ucu da dışarıda olan bir göstergedir. Yani ortada bir “dış gücün” olması öyle korkulacak bir şey değil aksine kavramın tanımı gereğidir. Dış güç daha kuvvetliyse durum sizin aleyhinize, iç güç daha kuvvetliyse lehinize gelişir. Bu kadar basittir.

Ulusal ya da uluslar arası düzlemde büyük para sahiplerinin kazançlarını arttırmak ya da koşulları lehlerine çevirmek için bir takım “lobiler” oluşturması küreselleşmiş ticaretin gerçeğidir. Bu ne şaşılacak ne de korkulacak bir şey değil aksine küreselleşmiş kapitalist sistemin ortaya çıkardığı doğal bir oluşumdur. Kimin lobisi daha güçlüyse koşullar onun lehinedir ve… Bu kadar basittir.

Yani her biri oyunun herkesçe bilinen, her daim konuşulup görüşülen doğal aktörleri… Dış güçler, dolar lobisi, faiz lobisi vs üzerinden yaratılan paranoyayla küresel ekonomik sistemle mücadeleden sonuç çıkmaz. Sadece ucuz iç siyaset malzemesi çıkar.

Gelin bu ucuz işleri bırakıp gerçekte ne olduğuna bakalım…

ABD ekonomisinin bel kemiği; kendi para birimi olan “doların” tüm dünyada egemen uluslar arası ortak para birimi olarak devamlılığına bağlıdır. Bu devamlılığın günümüzdeki yegane temeli “petrolün” tüm dünyada dolarla alınıp satılmasıdır. Dünyada petrol almayan ya da petrol satmayan ülke yoktur ! Velhasıl dünyada bilinen en stratejik emtia olan “petrol” diğer tüm emtianın şahı, dolar da petrolün şahıdır. Yani dolar aslında “petordolar” dır. Ve siz gece gündüz petrolün fiyatını belirleyen bu paraya sahipseniz tüm dünyadaki etki alanınız güneşin etki alanından daha fazladır !

Garibim ABD bu noktaya kolay gelmedi, ne çileler çekti ! Dünyanın bir ucundan öbür ucuna savaşlar kargaşalar çıkardı; etnik kökenlerine, dinlerine, mezheplerine göre insanları ayrıştırdı, birbirine kırdırdı. Tüm bunlar için silah ve para kaynağı sağladı, yüzlerce ülkede siyasetçi, devlet adamı besledi, rüşvet verdi, parsadan pay aktardı. Yoldan çıkana darbe yaptı, demokrasi (!) götürdü… Daha neler neler… Hiç bir şey kolay olmadı.

Gelgelelim şunun şurasında elli bilemedin altmış yıl öncesine kadar pek de değerli olmayan… Hatta kuyulardan petrol çıkartılırken kendiliğinden çıkan ve ilk zamanlar faydasız olduğu düşünülerek yakılarak imha edilen bir şey petrolü tehdit etmeye başladı; doğalgaz ! Elbette bir petrol değil çünkü petrol gibi yan ürünleri yok. Ancak bir enerji kaynağı olarak 1950’lerde kullanımı çok az olmasına rağmen günümüzde toplam enerji ihtiyacının nerdeyse dörtte biri doğalgazla karşılanmaya başladı.

ABD’nin elindeki doğalgaz miktarı dünyadaki hacmin %5’i bile değil. Dolayısıyla zavallı ABD’nin bu pazarı elindeki miktarla domine etmesi imkansız. Aksi gibi dünya toplam rezervinin çok büyük kısmına sahip olan  ve enerji pazarına ABD’den çok daha yakın olan ülkeler… Kolayca kontrol edilemeyen; Rusya, İran ve Katar ! Daha da kötüsü Rusya ve İran aynı zamanda inanılmaz ölçüde petrol rezervine de sahip. Dünyanın öbür tarafındaki en büyük petrol üreticilerinden biri de dev rezervleriyle Latin Amerika ülkesi Venezüella ! Sanırım ABD’nin karın ağrısının sebebi ortaya çıkmaya başlamıştır…

Bir küçük ayrıntı… Her az gelişmiş ülke yöneticisinin yalana yalana baktığı şey kendi ülkesine yabancı sermaye yatırımı çekmektir. Öyle ya; yatırım gelecek, istihdam oluşacak, vergi alınacak para kazanılacak… Oysa gerçekte hiçbir yabancı sermaye gittiği ülkeye toplamda beklenen katkıyı koymaz ! Daha doğrusu kendi kazanacağı paradan vazgeçip başka bir ülkeye daha fazla para kazandırmaya gitmez. Gerçekte olan şudur… Gerek kaynağa gerekse de pazara yaklaşmak için, bir üretim tesisini bir ülkeye kaydırdığınızda o üretim için gerekli olan enerji ihtiyacınızı da o ülkenin kucağına koymuş olursunuz. Dahası orada çalışacak olan insanların emek maliyetlerini ve ömür boyu sürecek sosyal haklarını da o ülkeye ihraç edersiniz. Ayrıca o ülke size hem teknoloji hem de hammadde bağımlısı olmaya devam eder.

Bu küçük ayrıntıyı neden verdim ? Lafı Çin’e getirmek için. Liberal ekonomik sisteme geçip dünyaya açılan ve sağladığı ucuz iş gücü avantajı ile büyük ülkelerin büyük markalarının üretim merkezi olan komünist Çin… Dünya ekonomisinde ikinci sırayı almasına rağmen aynı zamanda dünyanın en büyük enerji ithalatçısı oldu. Çekmiş olduğu (!) yabancı sermaye yatırımlarıyla artık kendi rezervlerinin çok çok üzerinde enerji ihtiyacı oluştuğu için… Akıllara durgunluk veren miktarlarda doğalgaz ve petrol ithalatı yapıyor.

ABD yıllarca bir yandan Çin’e yabancı sermaye yatırımı ile kendi enerji ihtiyacını da ihraç ederken… Diğer yandan elbette çok uzun yıllar büyük bir petrol ithalatçısı yaratacağını da hesap etmiştir. Yani Çin de bir şekilde petrodolar sistemine uzun yıllar hizmet edecektir.

Gelgelelim ekonomisi inanılmaz şekilde büyüyen Çin rahat durmaz… İki ülkeden kendi para birimi “yuan” ile petrol almaya kalkar; İran ve Venezüella ! Her iki ülkenin de ABD kıskacına alınıp kendi içlerinde çöküntü yaşamalarının gerçek sebebi petrodolar lanetinden kurtulma istekleridir. Doğalgaz pazarında Rusya ile kol kola giren Katar’ın akıbetini daha önce yazmıştım. İran ve Venezüella’nın da aynı kaderi paylaşıp yakın dönemde giderek artan bir baskıyla ABD’nin hışmına uğramalarının sebebi de enerji yani petroldür ! Diğer yandan ABD, adına “ticaret savaşları” denilen bu yeni dönemde özellikle Çin ürünlerine inanılmaz vergiler koyar, Çin karşılık verir ve işler iyice kızışır.

Toplumsal hafızamız çok geniş değil ama hatırlarsınız… Kısa süre önce Suudi Arabistan’da bir tabur prens tutuklandı, birinin helikopteri düştü. Görünen sebepler başka ama bilinen gerçek şu… Kendi sahip oldukları şirketler vasıtasıyla el altından Çin’e altına endeksli yuan kontratı üzerinden petrol satmaları.

Rusya bildiğiniz gibi direkt olmasa da Putin’in yakın çevresine ABD tarafından uygulanan yaptırımlarla çok defa gündeme geldi. Yıllarca büyük emeklerle kurduğu oyununun bozulma ihtimalini gören zavallı ABD, Putin’in yakın çevresindeki bir çok isim için ABD’deki mal varlıklarına el koyma, hesaplarını dondurma vb gibi bizim bakanlara da uygulanan tedbirler koydu.

Rusya, İran, Katar, Venezüella, Çin hatta Suudi Arabistan gibi enerji oyuncularının bir çoğunu kısaca yazdım. Türkiye’ye geleceğim ama takıntılı bir okuyucu var, eminim yine “İsrail’i niye hiç yazmıyorsun İsrail’i… Bir bildiğin mi var, bilerek mi gözden kaçırıyorsun” diyecek. Dostum İsrail bu bahsettiğim enerji piyasasında direkt bir oyuncu değildir !

Türkiye… Ne doğalgazı ne petrolü olan enerji fukarası ve ithalat bağımlısı bir ülke ! Kuruluşundan başlayıp “artık biz de aktif bir oyuncu olmalıyız” dönemine kadar tarımına, hayvancılığına… İyi kötü devlet eli ve desteğiyle de olsa madencilik ve sanayileşmesine önem veren… Eğitimi önemseyen, dış ilişkilerde denge politikasını çok büyük maharetle yürütmeyi başarabilmiş bir ülke. Gelgelelim “daha aktif olmalıyız” döneminde BOP seline kapılıp tüm bu avantajlarını bir yana atarak, elindeki tüm değerleri satarak, parayı betona harcayarak ve borçlanarak neredeyse tüm çarelerini tüketmiş bir ülke. En başta anlattım elinizde güç varsa paranız güçlüdür !

Peki bize ne oluyor ? Nedir şu halimizle bu “bize faydası olmayan kilisenin papazından” çektiğimiz ? Sorun elbette papaz değildir ! Sorun, Türkiye’nin İran’a uygulanacak yaptırımı delmesine engel olmaktır. Sorun, Türkiye’nin Rusya ve İran’a giderek daha da büyüyen doğalgaz enerji koridoru oluşturmasına engel olmaktır. Bunun için Türkiye’ye “ölümü gösterip sıtmaya razı etmek” gerekir. Evvelinde ABD’ye göre durumdan fırsat çıkarıp Zarrab eliyle İran ambargosunu delen Türkiye’ye bu sefer en baştan yaptırım (!) uygulamaktır. İran ambargosu başlamadan bir hafta önce Türkiye ekonomisinin dolar kuruyla patlatılmasının ana sebeplerinden biri budur.

Bu fotoğrafa biraz daha uzaklaşıp baktığınızda… Aslında yakın zamanda tüm bu olup bitenin gerçek kazananının Rusya olması daha muhtemeldir. Zira bu dönemde ABD baskısından yılıp çare arayan biz emsal ülkeler için Rusya’ya yaslanmak daha bir kaçınılmaz olacaktır. Diğer yandan ABD yaptırımından ürken global sermayenin ABD etki alanı dışına kaçma ihtimali de artacaktır. ABD seçimlerine Rusya’nın gerçekten etki ettiğini ve hatta bu etkisini ABD’deki bazı lobileri etki altında tutarak halen sürdürdüğünü de görmek muhtemeldir. Bakalım paranın gerçek sahipleri neye karar verecek ?

Biz bu olasılıkları bırakıp gerçeklere dönelim. Gerçek şudur… Ben sayın Cumhurbaşkanına yürekten katılıyorum “onların doları varsa bizim Allah’ımız var” !

Zira işimiz Allah’a kalmıştır…

ERDEN ÜÇÜNCÜOĞLU   

 

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir