kA \ Ş – ıK / ç – I

 

ABD’nin dünyada olay yaratma sistematiği, izleyiciyi ahmak yerine koyan çoğu Amerikan filmi gibi aslında çok aptalca ve kaba sabadır. Gelgelelim bize parça parça izlettikleri detayları kamu oyuna sunmakta o kadar marifetlilerdir ki, o detaylara film gibi dalıp orta yerde duran asıl amaçtan kolayca kopup uzaklaşırız. Ama biliriz ki sonuçta kazanan hep kendine mağdur süsü veren ABD’dir.

Continue reading

 

DOLAR KURU, İRAN, VENEZÜELLA, ÇİN, PAPAZ VS !

 

İki ülke parasının birbiri karşısındaki değerini ifade eden “döviz kuru” zaten bir ucu içeride öbür ucu da dışarıda olan bir göstergedir. Yani ortada bir “dış gücün” olması öyle korkulacak bir şey değil aksine kavramın tanımı gereğidir. Dış güç daha kuvvetliyse durum sizin aleyhinize, iç güç daha kuvvetliyse lehinize gelişir. Bu kadar basittir.

Ulusal ya da uluslar arası düzlemde büyük para sahiplerinin kazançlarını arttırmak ya da koşulları lehlerine çevirmek için bir takım “lobiler” oluşturması küreselleşmiş ticaretin gerçeğidir. Bu ne şaşılacak ne de korkulacak bir şey değil aksine küreselleşmiş kapitalist sistemin ortaya çıkardığı doğal bir oluşumdur. Kimin lobisi daha güçlüyse koşullar onun lehinedir ve… Bu kadar basittir.

Yani her biri oyunun herkesçe bilinen, her daim konuşulup görüşülen doğal aktörleri… Dış güçler, dolar lobisi, faiz lobisi vs üzerinden yaratılan paranoyayla küresel ekonomik sistemle mücadeleden sonuç çıkmaz. Sadece ucuz iç siyaset malzemesi çıkar.

Gelin bu ucuz işleri bırakıp gerçekte ne olduğuna bakalım…

ABD ekonomisinin bel kemiği; kendi para birimi olan “doların” tüm dünyada egemen uluslar arası ortak para birimi olarak devamlılığına bağlıdır. Bu devamlılığın günümüzdeki yegane temeli “petrolün” tüm dünyada dolarla alınıp satılmasıdır. Dünyada petrol almayan ya da petrol satmayan ülke yoktur ! Velhasıl dünyada bilinen en stratejik emtia olan “petrol” diğer tüm emtianın şahı, dolar da petrolün şahıdır. Yani dolar aslında “petordolar” dır. Ve siz gece gündüz petrolün fiyatını belirleyen bu paraya sahipseniz tüm dünyadaki etki alanınız güneşin etki alanından daha fazladır !

Garibim ABD bu noktaya kolay gelmedi, ne çileler çekti ! Dünyanın bir ucundan öbür ucuna savaşlar kargaşalar çıkardı; etnik kökenlerine, dinlerine, mezheplerine göre insanları ayrıştırdı, birbirine kırdırdı. Tüm bunlar için silah ve para kaynağı sağladı, yüzlerce ülkede siyasetçi, devlet adamı besledi, rüşvet verdi, parsadan pay aktardı. Yoldan çıkana darbe yaptı, demokrasi (!) götürdü… Daha neler neler… Hiç bir şey kolay olmadı.

Gelgelelim şunun şurasında elli bilemedin altmış yıl öncesine kadar pek de değerli olmayan… Hatta kuyulardan petrol çıkartılırken kendiliğinden çıkan ve ilk zamanlar faydasız olduğu düşünülerek yakılarak imha edilen bir şey petrolü tehdit etmeye başladı; doğalgaz ! Elbette bir petrol değil çünkü petrol gibi yan ürünleri yok. Ancak bir enerji kaynağı olarak 1950’lerde kullanımı çok az olmasına rağmen günümüzde toplam enerji ihtiyacının nerdeyse dörtte biri doğalgazla karşılanmaya başladı.

ABD’nin elindeki doğalgaz miktarı dünyadaki hacmin %5’i bile değil. Dolayısıyla zavallı ABD’nin bu pazarı elindeki miktarla domine etmesi imkansız. Aksi gibi dünya toplam rezervinin çok büyük kısmına sahip olan  ve enerji pazarına ABD’den çok daha yakın olan ülkeler… Kolayca kontrol edilemeyen; Rusya, İran ve Katar ! Daha da kötüsü Rusya ve İran aynı zamanda inanılmaz ölçüde petrol rezervine de sahip. Dünyanın öbür tarafındaki en büyük petrol üreticilerinden biri de dev rezervleriyle Latin Amerika ülkesi Venezüella ! Sanırım ABD’nin karın ağrısının sebebi ortaya çıkmaya başlamıştır…

Continue reading

 

EKONOMİ !

 

Bizim milleti aç susuz bırakın ama çaysız asla ! Bunun için örneği özellikle “çay” olarak belirleyelim…

Diyelim ki… Yaşadığınız mahallede aynı zamanda damacana su satışı da yapan bir tüpçü var. Her çay demleyişinizde, ocağı ne kadar kısarsanız kısın hem tüp harcar hem de suyun büyük kısmını buharlaştırırsınız. Sizin birkaç bardak sıcak çay içme hazzınızı tatmin etmekten başka hiç kimseye bir faydası olmayan bu eyleminizin sonucunda kazanan tüpçüdür ! En azından görüntüde öyle… Ama bakacağız !

Tüpün içindeki gaz… Petrol ya da doğal gazdan elde edildiği ve yaşadığımız ülkede petrol ve doğalgaz kaynağı olmadığı için ithaldir, yani dışarıdan dövizle alınır. Damacananın içindeki su yaşadığımız ülkede (şimdilik) yeteri miktarda bulunur, yani yerlidir !

Tüpü oluşturan yassı çelik… Şimdilik ülkemizde üretilebildiği için yerlidir. Damacanayı oluşturan plastiğin hammaddesi petrolden elde edildiği ve yaşadığımız ülkede petrol olmadığı için ithaldir, dışarıdan dövizle alınır.

Kafaları karıştırmadan kısa özet… Tüpün içi ithal dışı yerli, suyun dışı ithal içi yerlidir !

Hem tüpün hem de suyun… Üretilip sizin evin kapısına kadar gelmesi için harcanan enerji, yaşadığımız ülkede petrol ya da doğalgaz olmadığı için… İthaldir, dışarıdan dövizle alınır !

Hem tüpün hem de suyun… Üretimleri ve evinizin kapısına kadar dağıtımlarında üzerlerine binen tüm vergiler… Devlet tarafından konulur, yani yerlidir !

Hem tüpün hem de suyun… Üretim ve dağıtımını yapanların kullandıkları yatırım ve işletme kredilerinin tümü… Yaşadığımız ülkede yerli banka nerdeyse kalmadığı, kalanların da sattıkları paranın nerdeyse tamamına yakınını dış kaynaklı temin ettikleri için, ithaldir ! Dışarıdan dövizle satın alınır.

Buraya kadar olan kısma bir alt çizgi çekip bakalım. Gerçekte kazanan bizim tüpçü mü ?

Continue reading

 

EEEYYYY ABD !

 

Milli kabusumuz olan “bölünüp parçalanma” kaygımızı didiklemeye başladığımız ilk yazımızda, çıkış noktasındaki sorumuz şuydu; “Türkiye’nin bölünüp parçalanması aşağıdakilerin hangisinin işine gelir ?” Seçenekler…

a) Avrupa Birliği
b) İngiltere
c) ABD
d) Rusya
e) Hepsi

Eeeyyyy Avrupa” başlıklı ilk bölümde “e) Hepsi” kolaycılığına kaçıp kurtulmak isteyenlere hafifçe dokunduktan sonra “a) Avrupa Birliği” şıkkına bakmış ve Türkiye’nin bölünüp parçalanmasının AB’nin hiç de işine gelmeyeceği sonucuna varmıştık. Her ne kadar sırada “b” şıkkı yani İngiltere olsa da… Günlük gelişmeler bizi ABD’yi öne almaya itti. Ama sözümüz söz, İngiltere’ye de sıra gelecek. Bekle bizi Kraliçe !

ÖZGÜRLÜKLER ÜLKESİ !

Okuduğum bir kitap şöyle bir tanım yapıyor; büyük ikramiyeyi cebinize koyup kendinize bir ülke satın almak istediğinizde emlakçının size ilk göstereceği yer Amerika’dır ! Tam da… İleride kendisini masumlaştırılmış şekliyle “küresel sermaye” olarak adlandıracak olan kapitalist sistemin, kendisine kale yapmak için çok önceden beğenip yerleşeceği ideal konumda bir ülke !

Coğrafya önemlidir çünkü “coğrafya kaderdir”… Dünya haritasını Kuzey Amerika kıtası üzerinde biraz büyütüp ABD’ye biraz yaklaşalım; batıdan doğuya kadar kıtanın ortasına yayılmış durumda, iki tarafı ise okyanus ! Ve bu doğal bariyerler sebebiyle ABD hem doğudan hem de batıdan saldırılamaz, kuşatılamaz ve hatta kolay kolay ulaşılamaz durumda. O kadar ki, bunların II. Dünya Savaşında saldırıya uğradık diye yıllardır ağlayıp sızladıkları Pearl Harbour, aslında ABD ana karasına yarım okyanus mesafesinde bir ada üzerinde. ABD’nin kuzeyinde dünyanın en müreffeh devletlerinden biri olan Kanada var. Güney sınırındaki Meksika ile küçük sayılabilecek ada devletleri ise ciddi tehdit teşkil etmiyor. Kendi topraklarında yeterince akarsu, göl ve dağ… Her türlü tarım ve hayvancılık için elverişli toprak ve iklim koşulları ile… Enerji ve sanayileşme için fazlasıyla yeterli kaynak. Tüm bunlar herkesin gözünü fazlasıyla doyurabilir ama… Kapitalizmin asla !

Günümüz ABD’si; 5 yüzyıl önce kıtaya rüzgar ve kol gücüyle okyanus aşarak ulaşan yağmacı Avrupalıların oluşturduğu bir devlet. Keşiften sonra usta denizci İspanyolların buraya sık sık gidiş amaçları altın yağmalamak. İlkin oraya kadar zahmet etmeyip, seferden dönen İspanyol gemilerini soyarak servet yapmaya başlayan İngiltere, namı diğer Britanya, ardından Fransa, Portekiz, hatta Hollanda ve diğerleri zamanla kıtaya hep birlikte çöker ve… Kıtanın yerlisi kötü (!) Kızılderilileri önce göçe zorlayıp daha sonra da soyunu kırana kadar katlederek topraklarını ele geçirirler. Ve bugünkü ABD, kıtadaki on üç Britanya kolonisin 1783 yılında bağımsızlığını (!) ilan etmesiyle oluşmaya başlar. Yani… ABD’nin kuruluş nüveleri sırasıyla; yağma, gasp, işgal, zorunlu göç, soykırım ve sömürgecilikten ibarettir. Ama gelgelelim dünyanın bir numaralı “özgürlükler ülkesi” olarak bilinir.

DOKTRİNLER DÖNEMİ; YÜZ YILLIK HAZIRLIK VE SÜPER GÜÇ OLMA PLANI !

Şu doktrin dedikleri ne ola ki ? Kabaca… Oyunu önüne atılan topa göre oynamayıp, onu topun oraya düşmesi için önceden planlamak gibi bir şey diyebiliriz. Biraz karışık gibi ama anlatalım ki hiçbir şeyin tesadüfi olmadığı anlaşılsın.

Continue reading

 

EEEYYYY AVRUPA

 

Kendi aramızda “acaba en büyük milli kabusumuz nedir ?” diye şöyle tek soruluk kısa bir araştırma yapsak… Sonucun ezici üstünlükle “bölünüp parçalanmak” olacağını kestirmek güç değildir. Çünkü hepimiz biliyoruz ki… Daha önce bölünüp parçalanmıştık ! Kolektif hafızamıza acı tecrübelerle girmiş böyle derin bir kayıt var.

Bu Avrupa ne yapmak istiyor ? Şu ABD ile işler nasıl olacak ? Peki ya Rusya ? Kim dost, kim düşman ? Kafamız allak bullak oldu diyenlere… Soruyu bu milli kabusumuz üzerinden başka türlü sorup cevabı hep beraber aramaya başlayalım isterseniz.

Soru şu… Türkiye’nin bölünüp parçalanması aşağıdakilerin hangisinin işine gelir ? Seçenekler şöyle…

a) Avrupa Birliği (ya da kısaca Almanya diyebilirsiniz)
b) İngiltere
c) ABD
d) Rusya
e) Hepsi

Emin olun yüzde doksanın üzerinde çoğunluk ağız birliği etmişcesine “e” şıkkı kolaycılığına kaçar. Peki neden diye sorun, klasik cevaplar şöyledir… “bu kıskanç gavurların alayı bizi bölüp parçalamak istiyor – gözü çıkasıcaların hepsinin cennet vatanımızda gözü var – bu Hıristiyanlar ve Yahudiler dinimizi elimizden almak istiyorlar” !

Bu kafada kalabildiğiniz sürece hayat çok basit ve güzeldir ama… Bu kafayla bırakın oyunu çözmeyi, sadece oynanan oyunun değirmenine su taşırız. Ve buradan yürüyüp milli ve dini duygularımızı sömüren politikacıların dümen suyunda… Daha uzun yıllar kuyruğumuzu kovalamaktan başka bir şey yapamayız ! Dolayısıyla… Bu basmakalıp ve mesnetsiz sokak ağzını bir yana koyup, oynanan oyuna “gerçek çıkarlar” penceresinden bakabilmemiz lazım.

Continue reading