SEÇİMİ KİM KAZANIR ?

Her seçimin en çok sorulan sorusudur… Kim kazanır ?

Kazananı ayağı yere basacak bir şekilde kestirebilmek için “nasıl kazanır” sorusunun cevabını bulmak gerekir. Aksi takdirde tahmininiz duygusal bir niyetten öteye gitmez !

Şu lafları çok duyarsınız… Ekonomi bozuldu, halk artık uyandı, bunların gerçek niyetini herkes anladı, dış politika çöktü, tıkandılar, dağıldılar vs ! Genellikle seçim öncesi ortaya çıkan bu klasik söylemler sonucu değiştirmeye pek yetmez. Hiç merak etinizi mi acaba neden ?

Gelin o zaman “kim kazanır” sorusunun cevabını birlikte bulalım. Hem de… Elinizde sadece bu seçimde değil bundan sonrakilerde de doğru tahmin yapacak iyi bir rehber olsun.

Emek verilmiş akademik bilginin gücünü reddetmem, kitaba da yazarına da saygım sonsuzdur. Ancak… İki kere ikinin tesadüfen bile hiçbir zaman dört etmediği tek saha olan siyaseti sadece kitaplardan öğrenemezsiniz. Ben de sizler gibi hatırı sayılır miktarda kitap makale ve saire kurcalamış olmama rağmen… Siyasete dair sokaklarda, meydanlarda ve özellikle Anadolu yollarında öğrendiklerimin ve bunlara dair süre gelen izlenimlerimin bana çok daha fazlasını kattığını düşünüyorum. Bu yazı akademik bir çalışma olmasa da… Siyaset sosyolojisi ve seçmen davranışları üzerine çalışan emektarlara “halk dilinde” ve pratik düzeyde bir katkı olsun aynı zamanda.

Buyurun… Hem kendi yerinizi bulun hem de ait olduğunuz çevreyi ve ülkenizi analiz edin bakalım “kim kazanacak” ?

LİDER TARAFTARLARI

Tek belirgin ve ortak özellikleri güce tapmaktır. Lider üzerinde oluşan güç imajı onlar için karşı konulamaz bir cazibe yaratır ve liderin sergilediği her tavırdan müthiş haz duyarlar. Liderle kurdukları kimlik özdeşleşmesiyle çoğu onun gibi giyinir, onun gibi yürür, onun gibi konuşur, onun gibi bıyık bırakır… Liderleri mutlaka erkektir ve hiçbir zaman yılmaz, yıkılmaz, yenilmez, korkmaz, şaşırmaz, hastalanmaz, acıkmaz, gıdıklanmaz, uyumaz… Tüm insani arazlardan uzak, korumalı, dokunulmaz ve eleştirilmezdir.

Onlar için iyi ve hayra olan her şeyin sebebi lider, kötü ve şer olanın sebebi ise mutlaka liderin düşmanlarıdır. Tabulaştırdıkları liderleri ne şekilde hareket ederse etsin, ne kadar birbirine zıt söylem ya da eylemlerde bulunursa bulunsun ve ne kadar keskin dönerse dönsün… Onlar için liderin sergilediği en son hareket kesinlikle makbuldür ve sorgulanması söz konusu bile değildir. Liderin iktidar süresi uzadıkça bu halka kalınlaşır, sayıları artar. Gelgelelim lider iktidarı yitirdiğinde halka hemen buharlaşır ve aynı hisleri derhal yeni lidere beslerler. Çünkü hayatlarında bir lider figürü olmaksızın varlık sebeplerini açıklayamazlar.

Lider için yapılan her eylemin ve fedakarlığın mutlak surette ödüllendirileceğine, lidere aykırı bir eylemin ise şiddetle cezalandırılacağına inanırlar. Çoğu zaman psikopatolojik özellikler taşıyan bu grup, liderin rakipleri (yani kendilerince düşmanları) için olduğu kadar aslında lider için de büyük fiili tehlike arz eder.

Türkiye’de mevcut durumda bu şekilde bir kitleye sahip olan tek lider Tayyip Erdoğan’dır.

Geçmişindeki sıvama izleri silip temize çıkmak için her şeyi göze alan eski tüfek FETÖ’cüler de bu grubun “çakma” mensuplarıdır. Bu grubun liderinin yolundan ayrılması zinhar söz konusu bile olamayacağı için grup siyasetin çalışma sahasına girmez.

PARTİ TARAFTARLARI

“Biz alice ….’liyiz” ya da “bizim memleketin alayı ….’lidir” gibi kitleleri içine alan geniş bir gruptur. Kimlik siyasetinin en çok etkilediği kökencilik alanıdır. Bireysel değil grup temellidir… Yani, taraftarlık ve grup psikolojisinin egemen olduğu alandır. Bu psikolojik bağlılıkla kişi kimliğini liderle değil – hatta çoğu zaman lidere rağmen – partiyle özdeşleştirir ve… Kendini her şeye rağmen mutlaka ….’li olmakla tanımlar. Bu grup için güncel liderin kim olduğunun çok ta önemi yoktur. Örneğin mevcut lider partinin temel niteliklerine aykırı hareket etse ve hatta davaya hıyanetle suçlanıp yerden yere vurulsa bile yine de ….’lilik kimliğinden vazgeçilmez. Partinin bir gün mutlaka ondan kurtulacağı umuduyla ya mevcut lidere rağmen yine partiye oy verilir ya da içgüdüsel bir tepkiyle seçim protesto edilir. Bir “namus davası” olarak gördükleri için zinhar başka bir partiye oy vermezler. Seçimde sandığa gitmeyenlerin büyük kısmı, partilerini ele geçirmiş olan mevcut lidere tepki gösteren bu kitlenin içinden çıkar.

Bu grubun bireyleri kimlik özdeşleştirmelerini mutlaka ideolojik sebeple açıklarlar. Ancak Türkiye’de entelektüel bakımdan ideolojik sağ ya da ideolojik solun gerçek tanımını ortaya koyacak bilinçteki seçmen sayısı % 1 bile değildir. Dolayısıyla bu gruba ait kişiler için “ideoloji” kavramının genellikle tek bir açıklaması vardır, kendilerine aileleri ya da ait oldukları çevreleri tarafından belletilmiş olan… Partinin kurucusu “doğal liderin” söylem ve eylemleri ! Nakil yoluyla belletilen bu ideoloji (!) hiçbir zaman entelektüel bir derinlik içermez, salt kıssalar ya da doğal liderin sözleri üzerinden yürütülür. Bu grup için “doğal liderden” sonra gelen liderlerin tümü görece iyi ya da kötü olsa bile onun tırnağı bile olamamıştır. Mevcut düzen ve partinin bu düzen içerisindeki durumu genellikle “doğal liderin” hep kemiklerini sızlatmaktadır.

Grup, aynı zamanda bu dogmatik özellikleri itibarıyla ideolojik sömürüye en açık gruptur. Partileri, kendi ideolojilerini temsil ettiği görüntüsüyle hareket edenler tarafından kolaylıkla ele geçirilebilir ve kontrol edilebilir. Kontrollü muhalefet partilerinin genel durumu budur. Kimlik özdeşleştirmesi dışında genellikle başka hiç bir eylemde bulunmadıkları ve yönetim süreçlerine katılmaktan geri durdukları için partilerinin kontrolünü kendi ellerinde tutamaz ve sonuçta sürekli mevcut nizamı eleştirirler.

Hiç tasvip edilmemesine rağmen Kemal Kılıçdaroğlu’nun bilinçli bir şekilde “tıpış tıpış” Ekmeleddin’e oy vermeye gönderdiği kitle CHP’deki bu gruba örnektir. Devlet Bahçeli’ye rağmen MHP’ye oy vermeye devam eden kitle ile her şeye rağmen HDP’ye oy veren kitle de örnekler arasındadır. Milliyetçilik, din, mezhepçilik, ulusalcılık gibi kavramları ideoloji edinmiş her biri % 1 bandının altındaki tüm siyasi parti (örn SP, DP, BBP) seçmeni de bu gruptadır ancak… AKP seçmeni henüz burada değildir ! Türkiye’de henüz kişisel kimliğini bu şekilde AKP ile özdeşleştirmiş bir seçmen kitlesi yoktur. Bir ya da birkaç kez hatta her seferinde AKP’ye oy vermek bu grupta tanımlanan ….’lilik kimliğini oluşturmaz. Zira bir parti için bu grubun varlığını ortaya koyacak gerçek ölçüm ancak parti muhalefetteyken ve / veya doğal liderini kaybetmişken seçime girdiğinde yapılabilir. Yakın geçmişteki ANAP ve DYP örnekleri buna delil teşkil etmektedir.

İKTİDAR ALTERNATİFSİZİ MEMNUNLAR

Mevcut durum ve konumlarını tümüyle iktidara borçlu olan gruptur. İktidara mensup tüm mevcut siyasi aktörler ile bunların aile ve yakın akrabaları bu memnun gruptadır. Bir de… Yöneticilik makamını işgal ettiği bir teşkilatta aslında normal şartlarda hademe bile olamayacağından emin olacak kadar kendini bilen memurlar. Hiçbir eğitim ve mahareti olmamasına rağmen elde ettiği servetin sıfırlarını rüyasında gördüğünde bile hayra yormayacak kadar sebepsiz ve çabuk zenginleşmiş iş adamları. Artık ne adları hatırlanacak ne yüzlerine bakılacak hali kalmamış şarkıcı türkücü döküntüleri. Biatlarının karşılığı olarak kulüplere zoraki sokuşturulan futbolcu eskileri. Kalemine mürekkep yerine salya dolduran yazar müsvetteleri falan… Hep bu gruptadır. Bunların kime ya da hangi ideolojiye hizmet ettiklerinin hiçbir önemi yoktur. Aslolan makam, şöhret ve servettir ve bunları anlamak mümkündür. Zira, tarihin devasa çöplüğü bunlarla dolu olduğu için bu grup çok ama çok tanıdıktır.

Siyasette oy alanı olarak çok fazla anlam ifade etmezler fakat iktidar tarafından sponsor ve propaganda maşası olarak kullanılırlar. Muhalefet için ise sadece kendi taraftarlarını sıkılaştırıcı antipropaganda unsuru olarak değer ifade ederler. Ancak aleti kullanan el her zaman daha avantajlıdır ! Oy potansiyeli olarak sayıları çok fazla olmamasına rağmen özellikle aşağıda tanımlanan alt gelir grubu üzerindeki etkileri bakımından önem ifade ederler. Genellikle bu alt gelir grubunun şuursuzlaştırılıp gündemden kopartılması (futbol polemikleri, magazinler, diziler, survivor, o ses, popstar vb) ya da ihtiyaç olduğunda belirli bir konuya odaklanması (Açılım Süreci, Afrin, Referandum, Seçim) gibi konularda devreye sokulurlar.

İKTİDAR ALTERNATİFSİZİ MECBURCULAR

Yukarıdaki lüks ve şaşaalı grubun tam aksine en diplerde yaşayan ancak iktidara muhalif siyasetçiler tarafından anlaşılması o kadar kolay olmayan geniş bir kesimdir. Örneğin… Borcu borçla çevirerek yaşamayı uzmanlık konusu haline getirip hayata teğel atmış ve olası bir siyasi kaos sonucu bir tık aşağıya düşmeye dahi tahammülü olmayan mecburcular. Yardım bağımlısı haline gelmiş ve olası bir siyasi değişimde yardımlarının kesilebileceği endişesi taşıyan çaresiz yığınlar. İktidar değişimiyle durumlarının daha iyi olabileceğini umut dahi edemeyen, düzen değişse de kendilerinin (!) hep aynı kalacağına inanmış ve bu hayata dair ümitlerini tümüyle tüketmiş açlık sınırına razı işsiz yığınlar. Mevcut iktidar döneminde “kapağı bir yerlere atmış” olup konumunu kaybetmek istemeyenler. Mevcut iktidar döneminde “bir şekilde yırtıp” durumunu kaybetmek istemeyenler. İktidarın sunduğu “kapağı bir yere atma” veya “bir şekilde yırtma” ihtimalinin varlığından her şeye rağmen umut besleyenler vb…

Aslen siyasi çalışmaların gerçek sahasını bu kesim oluşturur. Daha doğrusu oluşturması gerekir ! Sanıldığının aksine bu kesimin oy verme eğilimi ne din, ne milliyet, ne mezhep, ne aday imajı, ne lider, ne gündem, ne de partidir ! Sorduğunuz zaman gerçek sebebi bunlardan biriyle gizlerler, yani tüm bunlar oy verme eğilimleri değil oy verme söylemleridir ! Bu grup için aslolan ekonomidir. Ekonomi derken öyle makro ekonomik göstergeler falan değil, bildiğiniz günlük geçim sıkıntısı yani kişisel ekonomik çıkar.

Bu grubun siyasi tercihi, sadece seçim zamanlarında ortaya atılan propaganda ürünü ekonomik önermelerden etkilenmeyecek kadar dirençlidir. Günlük siyasi gelişmeler, dış politika, gelişmişlik endeksleri, geri gitme, ileri gelme, aydınlığa çıkma, karanlığa girme, köprüden önceki son çıkış, parlamenter sistem, başkanlık ve saire bu grup için hiçbir anlam ifade etmez. Tüm bunları dilinizde tüy bitene kadar anlatsanız da hiçbir şekilde tesir etmez. Çünkü toplumun gerek cehalet gerekse de sefalet bakımından en çok borçlu olduğu ve günden güne hızla büyüyen bu alt katman, yaşamın doğası gereği mecburen sadece “ekmeğine” bakar. Bu önemli ayrıntının farkında olmayanlar bu grubu her seçimden sonra hep aptallık, saflık, cahillik, bidon kafalılık gibi benzetmelerle tanımlarlar.

Oysa kendi içerisinde ortak bir bilinç oluşturan bu grup aslında olup biten hiçbir şeyi “yememekte” sadece günlük çıkarları gereği mecburen “yemiş gibi” görünmektedir. İktidarda ya da muhalefette olsun tüm siyasetçilerin devlet imkanlarından mutlak surette menfaat sağlayacağı peşin kabulüne sahip bu grubun isyanı soyguna değil soygunda fırsat eşitsizliğinedir !

Sistem algısı ve sınıf bilincinden tamamen kopartılmış olan bu grup doğası gereği partiye değil kişiye yani… Lidere oy verir. Bu özellikleri itibarıyla “lider fetişistlerine” benzer tavır sergileseler de aynı patolojik özellikleri taşımazlar. Liderle olan “kişisel çıkar” bağları koptuğu anda tamamen zıt davranış sergiler hatta düşmanlaşırlar. Bu geniş ve yoksul gruptan oy alabilmek ancak gerçek (!) bir muhalefet lideri tarafından sağlam bir şekilde ortaya konulacak inandırıcı ve sürdürülebilir ekonomik argümanlarla (kişisel çıkar önermeleri ile) mümkündür ki… Mevcut durumda Türkiye’de bu gruptan ciddi miktarda oy devşirebilecek gerçek bir muhalefet partisi ve lideri (!) henüz yoktur.

Bu özellikleri itibarıyla iktidara her gelen her partinin en çok sevdiği ve en çok kendisindenmiş gibi görünmeye çalıştığı gruptur. Özellikle kendini muhafazakar olarak niteleyen partilerin milletvekili figürleri bu gruba uygun olarak motiflendirilir. Zira, iktidar bağımlılığı en yaygın ve en kolay şekilde bu grup üzerinde oluşturulan “aidiyet” hissiyle yaratılabilir. Ülkedeki en geniş ve en kritik seçmen kitlesini oluşturduğu için iktidarın üzerinde sürekli ölçüm ve yoklama yaptığı grup budur. Bu gruptaki artan rahatsızlıklar ve olası sapmalar iktidara erken hatta baskın seçim kararı bile aldırabilir.

FEODAL BASKI ALTINDAKİLER

Şeyh, şıh, ağa, tarikat, aşiret, mezhep, cemaat, alt etnik kimlik mensuplarının tümünü içine alan ve ülkemizde yadsınamaz boyutta olan çok önemli gruptur. Parti taraftarlarında olduğu gibi grup temelli bir kökencilik alanıdır. Adeta beyinleri “hack”lenmişcesine kişisel kimliklerini ait oldukları grupla özdeşleştirirler ve bir “doğal liderin” ideolojisine ya da ortak kimlik ve inanca mutlak bağlılıkları esastır. Belirgin bir partileri yoktur ancak “doğal liderlerinin” büyük bölümü genellikle iktidar tarafında saf tutar ve kitlelerinin (!) beklentilerini en başından belirlerler (milletvekilliği, bakanlık, üst düzey bürokratlık, belediye başkanlığı, parti yöneticiliği vs). Türkiye’de aday tercihlerinden başlayarak, seçim sonrası oluşacak siyasi yapıya hatta üst bürokratik katmana ve dahi alt kadro atamalarına kadar tüm sistemi dizayn eden en önemli faktörlerden biridir. Aday belirleme süreçlerinin en sonunda sürprizle karşılaşan saf seçmenin “falanca varken bunu nereden buldular ?” sorusunun ve… Seçimi kaybedenlerin “bizim milletten bir halt olmaz” isyanının… Cevap bulacağı alan tam da burasıdır. Bir üst gruptaki mecburcular “yırtma” çaresi olarak bu gruplardan birine ait olmaya çalışsalar da nemalanma aşamasına gelecekleri “kabul” kolay olmaz.

Grubu oluşturan kesimler içe kapalıdır ve bazıları o kadar geniş alan kaplar ki siyasi pazarlık süreçlerinde hem iktidar hem de muhalefet üzerinde belirleyici etkileri vardır. Seçime katılımları üst seviyededir ve kemiksiz blok oy kullanırlar. Gerçek oy verme tercihlerini gizlemek için kendilerine belletildiği şekilde önce kararsız seçmen, günün sonunda da parti taraftarı gibi hareket ederler. Kendi biat ettikleri doğal liderlerine ya da inançlarına aykırı düşeceği için asla “lider taraftarları” gibi görünemezler. Seçim hazırlıklarında bu kesimler arasındaki dengenin sağlanması ve tatmin oluşturulması çok önemlidir. Olası bir erken seçim kararı için siyasi sistemle sürekli çıkar ilişkisi içerisinde olan bu kesimlerin rahatlık ve tatmin düzeyinin üst seviyede olması esastır.

Buraya ülkem adına üzülerek koymak zorunda olduğum geniş bir kesim daha var… Kadınlarımız ! Hani şu “soframızdaki yeri öküzümüzden sonra gelen” ve kocalarının feodal baskısı altında yaşayan kadınlar. Kocaları burada sayılan gruplardan birine ait olduğu için sadece o grubun oy sayısını şişiren, kendi ekonomik özgürlüğü olmadığı için fikir ve ifade özgürlüğü de olmayan +1’ler. Üzgünüm !

RASYONELLER – KARARSIZLAR

Yukarıdaki tanımlara uymayan tüm seçmen buradadır. Lider ya da parti fetişizmine tutulmayan… Varlık, şöhret, makam, mevki sahibi olsa da bunun için kendini iktidara borçlu hissetmeyen… Yoksulluk, işsizlik ve çaresizliğinin sebebinin ilahi bir nizamdan kaynaklanmayıp kötü yönetim olduğu bilincine varan… Ve beyinleri “hack”lenmemiş… Bakiye (!) seçmen.

Ayrıca yukarıdaki gruplardan şu ya da bu şekilde düşen (!) tüm seçmen önce burada toplanır. Örneğin liderin kaybolması, partinin kapatılması, iş, aş, kadro, yardım taleplerinin karşılık bulmaması vb. İşlevini yitirmiş bir partinin yerine kurulduğu iddiasıyla ortaya çıkan yeni parti (örn bu seçimdeki İYİ Parti) seçmenleri de rasyonel tavır anlamında bu gruptadır.

Bu grubu iki ayrı senaryo ile ele almak gerekir. Birincisi iktidar sisteminin tamamen çöktüğü / çökertildiği (örn 2002 seçimleri DSP, ANAP, MHP koalisyonu) durumdaki tavırdır. Bu çöküntüde dengeler tümüyle kaybolacağı için yukarıdaki “parti fetişistleri” haricindeki tüm seçmen neredeyse buraya toplanır ve… Bir anlamda bu grup seçimin ana mekanizması haline gelir. Bu kaotik durumun sonucunu peşinen kestirmek olanak dışıdır ve bu durum aynı zamanda siyasi manipülasyona (KEDİ) en açık durumdur. Kartların tekrar karılıp dağıtılacağı bu senaryonun tek bilineni ise iktidar partisi ya da partilerinin mutlaka devre dışı kalacağı gerçeğidir.

İkinci senaryo ise iktidar gücünün görece henüz devam ettiği durumdur. Bu durum karşısında önceden kurgulanmış olan muhalefet partileri de ya kendi kısıtlı güçlerini devam ettirmekte ya da iktidar yanaşması olarak ittifak şemsiyesi altında korunmaktadır. Oyun teorisinde “nash dengesi” olarak açıklanan bu durumda, oyunculardan birinin olağan stratejisini değiştirmesi halinde hiçbir oyuncunun kazanç dengesi değişmeyecektir. Bu sebeple her siyasi aktör ezbere bilindik jargon ve argümanlarla yürüyeceği için siyasi denge devam edecektir.

Bu ikinci durumda bu grubun neredeyse üçte biri… Ya bireysel protesto haklarını kullanıp “hepiniz aynısınız” mesajı vermek için (özellikle birden fazla mühür basarak) geçersiz oy kullanır ya da sandığa gitmez. Dolayısıyla (insani olağan durumlar hariç olmak üzere) sandığa gitmeyen ya da gitse bile geçersiz oy kullanıp öç alan kesim ya bu gruptan ya da küskün “parti fetişistlerinden” oluşur.

Tüm siyasi propaganda, din, milliyetçilik ve mezhepçilik argümanları, gündem, parti programları, aday imajı, bayraklar, reklamlar, sokak çığırtkanları, sosyal medya uyaranları… Artık aklınıza her ne geliyorsa hep bu grubun oy kullanan diğer kısmını etkilemek için yapılır. Çünkü bu grup düne kadar bakmadığı şekilde tüm bunlara dikkat edecektir. Bunca zaman, emek ve para harcansa da sonuçta… Bu grubun oy verenleri bir önceki partilerine tepki olarak diğerine döneceği için bir geçiş alanı oluşur. Bu geçiş oranları seçim sonuçlarını sempatik düzeyde etkileyecek olsa da genel siyasi yapı radikal bir değişime uğramayacaktır. Zaten tüm anket kuruluşlarının da her seçimde hiç şaşırmadan yaptığı gibi, bu grubun oyları seçimi kazanan partiler arasında genellikle orantılı bir şekilde paylaşılır.

Bu grubun oy oranlarında yarattığı sempatik değişim tüm siyasi liderlere ne denli başarılı olduklarını anlatma şansı da verir. Her seçimin sonucunda oyları dramatik şekilde düşmüş olanlar dahil olmak üzere herkes başarılıdır… Şöyle ki “seçimde almış olduğumuz sonuçlar oylarımızın düşüş oranında belirgin bir azalma olduğunu göstermektedir” vb…

KEDİ (Kamuoyundan Etkilenmeyen Düzeltme İnisiyatifi)

En akademik böyle çevirebildim ama siz onun kim olduğunu anladınız. KEDİ aslında ne bir seçmen ne de seçmen grubudur ancak aynen seçmen gibi davranır. Bir farkla… KEDİ’nin oyu asla bir oy değildir ! Yani, dağdaki çobana eşit değildir. Çünkü gücünü yasalardan, daha doğrusu yasal boşluklardan ve sistemden alır. Trafodan, mezardan, hatta oturduğunuz evden ve akla hayale gelmeyecek her yerden çıkabilir… Sanıldığının aksine tüm gözlerin ve dikkatlerin üzerine çevrili olduğu büyük şehir sandıklarında değil aslında kırsal kesim ve merkezi sistem üzerinde daha çok etkili olduğu söylenir.

Seçime kimi zaman kaba saba kimi zaman da sempatik dokunuşlarla katkıda bulunabilir. Bu katkı dozunun tam olarak ne olduğu konusunda sahibinden başka hiç kimsenin bilgisi yoktur. 2002 seçimlerinde sadece 2 partinin meclise girebilmesi, AKP’nin ezici çoğunlukla iktidar olmasına rağmen her nasılsa tek başına Cumhurbaşkanı seçme yeterliliğini “kıl payı” sağlayamaması (367 olayı), Haziran 2015 seçimlerinde kazansa bile “kıl payı” tek başına iktidar kuramaması, anayasa referandumlarında alınan “kıl payı” kazanma gibi kimine göre menfi kimine göre müspet sonuçlarda hep KEDİ’nin katkısından şüphelenilmiştir.

Sonuçta sizin oyunuzun gerekçesi fetişik, ideolojik, dogmatik, çıkarsal, rasyonel ya da her ne olursa olsun… Çok dikkatli olup patisinin izini süremediğiniz sürece KEDİ mutlak surette sizden daha belirleyici olabilmektedir !

SONUÇ

Başta da belirttiğim gibi bu akademik bir çalışma değildir, bu sebeple grupların yüzdelerini kendimce belirtmekten özellikle kaçındım. Akademik olabilmesi için (KEDİ hariç) bu profile uygun bir anket hazırlanıp ölçüm yapılması gerekir ki değer ifade etsin.

Ama bu yazıyı buraya kadar okuyan ve artık Türkiye’nin gerçek seçmen profili ile yüzleşen herkes gibi benim de zihnimde canlanan şudur… Cumhurbaşkanı seçimi kıl payı da olsa ikinci tura kalabilirse… Kilitlenmiş olan gruplar (Lider Taraftarları – İktidar Alternatifsizleri – Feodal Baskı Altındaki iktidar yanlıları) haricindeki tüm seçmen bir anda rasyonel gruba düşeceği için ikinci adayın kazanma şansı oldukça güçlenmektedir.

Şu anda hiç kimsenin zihninde canlanmayan ise olası kaybetme durumunda Tayyip Erdoğan’ın koltuktan kalkıp kalkmayacağıdır !

Kim bilir belki de meşhur KEDİ o gün ülkeyi ele geçirmek isteyen mihrakların oyunu olarak görülüp seçim iptal edilebilir… OHAL koşulları her şeye gebedir !

ERDEN ÜÇÜNCÜOĞLU

 

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir